27 Aralık 2016 Salı

''Askerleri Canlı Yakma'' Videosunun Sahte Olduğunun Anlatımlı Kanıtı

İnternette asıl videoyu(sansürsüz) izledikten sonra çok rahatsız oldum bu sebeple bu videoyu bulunca paylaşma ihtiyacı duydum. Video sahibi sağolsun çok güzel analizlemiş. Yalnız, video sansürlü küçük çocukların o sahneleri görmemesi için(oldukça gerçekçi yapılmış bazı yerleri). Bu sebeple söyledikleri biraz havada kalıyor gibi gelebilir ama orijinal videoyu izlemek isteyeceğini pek sanmıyorum Okur'cum.


Sevgiler
Kız

26 Aralık 2016 Pazartesi

Şipşak, Hızlı Yazılar: İçim Geçmiş


Kürk Mantolu Madonna'daki Raif Efendi gibi rüzgara karşı önü açık paltomla yürürken buldum kendimi. Gülümsemek için bir neden bulamazken somurtmak için türlü nedenlerim vardı. Dışarıdan poker face göründüğümü sanarken aslında somurttuğumu arkadaşımın sorusuyla anladım: "Moralin mi bozuk?"

25 Aralık 2016 Pazar

6'lı Film Lakırdısı #2

Selam Sevgili Okur,
Yeni bir 6'lı Film Lakırdısı'nda daha buluşmak ne güzel :D Bu aralar içimden yazı yazmak gelmeyince bari film yazımı düzenleyip yayınlayayım dedim, hem pazar gününe film arayanlar da olur şimdi :) Umarım film arayışında olanlara faydası dokunur bu yazılarımın :)

6'lı Film Lakırdısı #1 için tık tık
2'li Film Lakırdısı için tık tık

Bu arada bahsetmeden geçmek istemiyorum, İngilizce blog yazmaya başladım. Benim gibi İngilizce pratiği yapmak isteyenler olursa buyursun gelsin. İngilizce yorumlaşırız :D
İngilizce bloğum için tık tık

Bahsedeceğim filmler:
- Fight Club(Amerikan yapımı psikoloji-aksiyon)(3/5)
- Gülen Gözler(Türk yapımı komedi ve belki bir nebze dram)(5/5)
- Kimi no na wa(Japon yapımı fantastik-drama anime)(5/5)
- Amelie(Fransız yapımı romantik-drama)(5/5)
- Requiem for a Dream(Amerikan yapımı dram-suç)(1/5)
- İftarlık Gazoz(Türk yapımı komedi-dram)(4/5)

24 Aralık 2016 Cumartesi

18 Aralık 2016 Pazar

Şipşak, Hızlı Yazılar: Boş Durmasın Bari


Şu aralar kimsecikler yok gibi bloglarda. Yazan çok az, yazıldı mı da kısa kısa yazılıyor genelde. Benim de fazla yazasım olmadığı bir dönem içerisindeyim. Dedim, boş bırakmayayım bari bloğu. Bu şarkıyı sık dinledim bu aralar, sen de dinle istedim Okurcum :)

İyi dinlemeler :)

Sevgiler
Kız

17 Aralık 2016 Cumartesi

Geriye Bakış 2016 ve Planlar 2017 -Mim x2-

Deep'in 2016 geriye bakış ve mim 2017 mimlerini okuyup ben de bu mimleri yapmaya karar aldım. O arada Talha 2017 mimi için mimledi beni, epeyce blogta da bu mimin yazılarını okudum falan derken "Kalk da yaz artık şu mimi" dedim kendime. İşte buradayım :) önce 2016 kritiği yapıp, sonra da 2017 hakkındaki soruları cevaplayacağım ^^



2016 benim için oldukça yorucu bir seneydi, gerek ülkenin yaşadıkları gerek bireysel olarak kendi yaşadıklarım açısından.

Ülke hakkındaki tatsız olaylar yeterince dillendiği için tekrar etmek istemiyorum burada.

Bireysel olarak yaşadığım tatsız olayları da zamanında bolca yazdım buraya bu sebeple tatsız olanları ayıklayarak yazacağım.
Üniversite sınavı dönemindeki depresifliğimi üzerimden epeyce attım, ehliyet aldım, yatay geçiş yaptım, İngilizcemi ilerlettim, Japonca öğrenmeye başladım.

Kitap okumayı sevsem de fazla kitap okuyan birisi değildim.23 kitap okuma hedefim vardı ve bu hedefime şuan birkaç kitap uzaklıktayım. Tarzımdan oldukça farklı kitaplar denedim, bilmediğim yazarları okumaya yönelmeye çalıştım daha çok.

11 Aralık 2016 Pazar

Geçen Her Saat

Bitmiyor içimdeki sonbahar
Hatta şiddetleniyor kışla.
Başım ağrıyor,
Üşüyorum.

Yoruldum sürekli bir şeyleri özlemekten
Ve de aramaktan ne uğruna yaşadığımı.
Sürekli bir bocalama hali
Beraberinde sorumlulukların.
Çözülecek bir şeyler biz çabaladıkça.
Keşke şu belirsizlik kemirmese tüm umutları.

Her yorulduğumda bakışlarım yöneliyor
Benim için şu hayatı yaşanabilir kılan tek şeye, 
Göğün maviliğine.

(Benim gözümden görün istedim göğü bir de. Ne zaman ona baksam diğer her şey kararıyor, adeta yok oluyor gözümde.)


Sevgiler
Kız

8 Aralık 2016 Perşembe

Sosyal Mevzular #4 Yalan

Nedense bu yazıyı İngilizce yazasım geldi ama yok yani İngilizce ile hiç felsefe parçalayıp sosyal mevzular üstüne serpiştiremeyeceğim, sözlükle uğraşamam o kadar :D 

"Doğru olmayan, gerçeğe uymayan söz, kıtır." demiş TDK yalan için. Yalanın insana verebileceği zararları ya da toplumsal açıdan tehlikelerini falan anlatmayacağım bugün, herkes az çok biliyor bunları zaten; yalanın yararlı bir yanını keşfettim ama alternatifi uydurabilir mi acaba? Bunu soruşturacağım ama her şeyden önce genel bir girizgah yapalım, benim yalanla aramdaki bağdan bahsedelim, sonra felsefeye, topluma, sosyale bağlarız.

4 Aralık 2016 Pazar

Sosyal Mevzular #3 Meşgaleler

İnsanlar neden bir şeylerle uğraşırlar?
Keyif aldıkları için mi?
İlgilerini çektiği için mi?
Bilgili görünmek için mi?
Popüler olmak için mi?
"Boş" olmadığını göstermek için mi?

1 Aralık 2016 Perşembe

Parol Etkisinde Düşünceler

Sorumluluklara yenileri eklenirken zevk alınan uğraşlara vakit ayırmaya çalışmak. Bir dengesini kurmalı ya da kurmalı mı acaba? 
Psikolağa ilk gittiğimde hayatımdaki "-meli, -malı" lardan kurtulmamı söylemişti. O zaman dediği çok doğru gelmişti ve uygulamaya geçmiştim hemen. Şuan daha da anlamlı geliyor bu sözleri. Hayatta neden bir şeylerin zorunluluk olması gereksin ki?
Hayatında neler için “-meli, -malı” kullanıyorsun Okurcum? Bunlar senin üzerinde ne kadar baskı yaratıyor? Peki, bu baskıyı daha önce fark ettin mi?

28 Kasım 2016 Pazartesi

Okuyan Karga: Okuyordum Ya Ben!

Selam Sevgili Okur,
Epeydir okul yazısı yazmadığımı fark ettim ve ankette en çok istek gelen türlerden birisi de bu olunca yazayım dedim.
Okul nasıl gidiyor? 
Neler yapıyorum?
Alıştım mı?

27 Kasım 2016 Pazar

Şipşak, Hızlı Yazılar: Gümlüğümsü #2

Yer çekimi olmayan bir boşlukta parende atıyormuş gibi hissediyorum kendimi.
Şikayet etmekten yoruldum. Boş kaldıkça hobi olarak şikayet eder olmuşum çünkü. Hoş bir şey değil bu. Hayattan keyif alıyorum aslında ama bu keyif almanın sürekli olmasını istemek mi çok büyük bir beklenti acaba? Bilmiyorum.
Bir şeylere ilgim ölüyor sonra tekrar canlanıyor ve sonra tekrar ölüyor. Nedenini sorma, henüz bilmiyorum ama araştırıyorum.

24 Kasım 2016 Perşembe

Şipşak, Hızlı Yazılar: Günlüğümsü

(Çeviri vol.2)
Sosyal hayatım tam rayına oturduğu sırada geceleri kabus görmemi açıklayabilir mi biri bana? Dilim damağım birbirine yapışmış bir şekilde uykudan fırlıyorum ve kabusun etkisi geçinceye kadar birkaç saat kendimi sakinleştirmek için çabalayıp duruyorum. Gördüğüm kabus o kadar inandırıcıydı ki gün içinde halen kendimi ikna etmeye çalışıyordum. Garip...
Osho'nun Cesaret kitabını bitirdim geçenlerde. Boş vaktim olduğu bir zaman burada yazısını yazacağım ayrıntılıca ama şimdilik günlüğümsü yazılar yazabilecek kadar vaktim var sadece.

22 Kasım 2016 Salı

Sosyal Mevzular #2 Cici Kız

Selam Sevgili Okur,
Sana bugün bir kız grubundan bahsedeceğim. Hani şu herkesin "aman şöyle hanımfendi" "aman böyle becerikli" "aman böyle sevimli(kişilik anlamında)" dedikleri belli bir kız grubu vardır ya Okurcum, işte ben de o kız grubunun bir üyesiyim: Cici Kızlar. Senelerdir ekmeğini yediğim halen de yemeye devam ettiğim bir nevi tarikat gibi bir şey bu. Üyesi olmak öyle her yiğit kızımızın harcı değil, çünkü kuralları çok acımasız. Afedersiniz, hayatınızın içine bile edebilir.
Bu tarikata üyelik için ne belirli bir seçim kurulu ne de belirli bir seromoni alanı var. Tamamen organik şartlarda geçirdiğiniz belli başlı bazı sınavlara şahit olan +40 görmüş geçirmiş(!) bayan grubu tarafından etrafta adınızın yukarıda tanımda kullandığım övgülerle kullanılıyor olması üyeliğinizin kabul edildiği anlamına gelir.

21 Kasım 2016 Pazartesi

Neler Mi Yaptım?

Kargaa, Kargaa
Gaak dee-di.
Aç şu bılooğa baak dee-di.
Açtım, baktım bı-looğa,
Şu Karga ne uu-ka-la.
(Tabii ki de saçma bir şarkıya sansür uygulayarak yayınlayacağım. Kimmiş de Karga'ya budala diyorlarmış onlar?!)

Selam Sevgili Okur,

16 Kasım 2016 Çarşamba

Mazi Kalbimde Yara Değil Damağımda Güzel Bir Tat'dır.

(Senelerce bu iki kızı ikiz sanıyordum. Daha şimdi öğrendim ikiz olmadıklarını. Yaşadığım şoku sen düşün :D )
Yıl 2006-2007. 9-10 yaşlarındaydım. Japon Pop'u benim için hayaller ve heyecan demekti. Hatta şarkıcı olmak istiyordum o zamanlar. Her şey bir oyun gibi eğlenceliydi gözümde. Daha sonra Big Bang çıkış yaptı Güney Kore'de, hayaller dalga dalga büyüdü. Ne zaman realite sardı zihnimi de gerçek hayat hakkında olası olmayan hayalleri kurarak mutlu olmayı unuttum bilmiyorum. Üzüldüğümden dolayı değil yahu, geçmişin ağızda bıraktığı tatlı histen dolayı duyulan bir özlem diyelim biz bu hissettiklerime.
Bir tane de Big Bang'in eski şarkısı bırakayım buraya. Belki dinlersin :)

Anlamadığım ne biliyor musun Okurcum, nasıl oluyor da aşağıdaki video 10 yaşındaki bir çocuğun bağrına öküz oturtabiliyor? Küçük kardeşim var bu yaşlarda, o da benzerlerini yaşıyor mu acaba? Hahah, eğlendim valla yaa :D
Sevgiler
Kız

15 Kasım 2016 Salı

Eylemden Öte: Düşmek

Erkek mi kadın mı olduğu belli olmayan birisi oldukça hızlı bir şekilde koşuyor, bir süre koştuktan sonra ayakları birbirine dolanıyor ve yere kapaklanıyor. Tekrar kalkıyor ve koşmaya devam ediyor, bu sefer daha kısa sürede düşüyor. Çabucak tekrar kalkıyor ve koşmaya devam ediyor hızı biraz azalmış bir şekilde. Giderek yaklaşıyor ve bir kadın olduğunu seçebilir duruma geliyorsun. Tam o anda tekrar yere kapaklanıyor. Kadının sinirlendiğini farkediyorsun. Hem düşmekten hem de koşmaktan yorulmuş olduğunu düşünüyorsun, tekrar ayağa kalkarken biraz daha yavaş hareket ettiğini hissetmene sebep oluyor bu düşüncen. Kadın daha hafif tempoda devam ediyor koşmaya. "Artık.." diyorsun "düşmez herhalde." ama yanıldığını anlaman uzun sürmüyor kadının yorgunluktan ağırlaşan bedeni yerle kavuşmak ister gibi tekrar düşmesine sebep oluyor. Yavaş hareketlerle doğrulan kadının el ve dizlerindeki küçük yaraları farkediyorsun. Sonra da bu ellerin titrediğini ve yaralı ellerden birisinin yumruk haline gelip ceketi avuç içine bastırırken diğerinin göz yaşlarını silmek için yüze gittiğini görüyorsun.
Arkanı dönüyorsun. Küçümser bir şekilde gülerek "Aptal" diyor ve koşmaya başlıyorsun. Fazla vakit geçmeden yere kapaklanıyorsun...


Sevgiler
Karga

12 Kasım 2016 Cumartesi

Vakit Yok!(Mu Acaba?)

Yapılacaklar uğruna ertelenen istekler, sürekli vakitsizlikten yakınan bir birey. Çalışılması gereken derslerden dolayı sürekli olarak isteklerimi erteliyorum, mesela resim çizmek, Japonca çalışmak, kitap okumak, anime ve dizi izlemek istiyorum. Şarkı, makale ya da daha doğrusu ingilizce herhangi bir şeyi tercüme etmek istiyorum. Duyduğum Çin lokantasındaki yemekleri denemek istiyorum. En çok da yazı yazmak istiyorum. Saat kısıtlaması olmadan bu saydıklarımdan birisini doyasıya yapmak istiyorum. Ama ya çalışacak dersim olmasaydı? Ya sınırsızca vaktim olsaydı? Yine de bütün bu isteklerim var olacak mıydı? Pek sanmıyorum. Zaten ben değil miydim asıl zevkli olanın yoğunluk arasında vakit ayırıp istekleri yapmak olduğunu söyleyen. Doğru söylemişim. Tamam o zaman, bunu uygulamaya geçelim. Gereklilikler arasına istediğim ve eğlendiğim uğraşları da sıkıştırayım. Bakalım ne kadarını yapabileceğim.

Hayallerimiz ve Biz -Mim-

Deep bu mimi yaparken "Bu mimi en yeni arkadaşlarıma gönderiyoruum. Onlar biliyoooo kendisilerinii." yazmıştı ve ben de biraz yüzsüzlük edip üstüme alındım açıkçası :D
Deep! Kanki demiştin sen bana değil mi yaa, yanlış hatırlamıyorumdur umarım :D
Deep'in mim yazısı için tık tık (Edit: Deep, mim yazılarını daha sonra sildiği için yazı mevcut değil maalesef, var işte o mim. Lafıma güven sen :D )
Deep'in bloğu için tık tık
(Deep mimi yayınladıktan kısa bir süre sonra yazmıştım bu yazıyı ama yayınlama fırsatım olmadı maalesef. Bugüne kısmetmiş :) )

1. Hayal kurmaktan hoşlandığınız bir yer veya zaman dilimi var mı?
Pek ayırt etmiyorum ama belki kendimi hayal kurarken en çok bulduğum zaman dilimini söyleyebilirim:kitap okurken. Kitabın içinden bir kesit beni bir anda hayallere daldırabilir ve bu yüzden pek çok defa aynı sayfaları tekrar okumak zorunda kaldığım olmuştur.

8 Kasım 2016 Salı

Hayat Tesadüflere Gebe

Yaşadığım durumu kelimelere dökmekte zorlanıyorum, nasıl bir şok yaşadım anlatamam :D
Ah Sevgili Okur selam vermedim hemen konuya daldım, kusura bakma. Selamlar :) Cuma gününe kadar yeni yazı giremiyeceğimi düşünüyordum ama bugün yaşadığımı anlatmazsam çatlardım sanırım. D&R'a gittim bugün ve çok satanlar kısmında bu kitapla karşılaştım.

6 Kasım 2016 Pazar

Motivasyon Şeysileri

Taze günler, yeni başlangıçlar...
Selam Sevgili Okur,
Kafa patlattığım fizik vize derdinin ardından imha işlemine devam ediyorum, kafamdaki ve çevremdeki olumsuzlukları imha ediyorum(önce kafamı imha ettim tabii ki.) Bunlarla beraber aldığım kararlar da oldu. Bunlardan biri: Erken kalkmak. Sonuçta her 24 saatte yeni bir güne merhaba diyoruz. Ben artık daha erken merhaba deme kararı aldım ve artık sabahları saat 6'da kalkmaya başlayacağım, hatta başladım bile; tam da bugün. Erkenden kalkıp havanın mis kokusunu içime çektim, birkaç işimi halletim ve kahvaltı hazırlayıp blog yazmaya koyuldum. Biliyor musun aslında deli gibi uykum olurdu bu saatte uyandığımda ama bu erken uyanma kararını almama sebep olan video öyle güzel motive etti ki beni. Hemen aşağıya da ekliyorum o videoyu:
Erken kalkmayı alışkanlık haline getirmeye çalışırken birkaç tane daha alışkanlık hedefim var. Bakalım yapabilecek miyim :)
(Bu aralar beni motive eden bir diğer şey ise bu şarkı. Karamsar gibi başlayıp neşeli bir tınıyla devam etmesi çok hoşuma gidiyor. Henüz manasına bakmadım, bakınca onu da eklerim :) )

Sevgiler
Kız

2 Kasım 2016 Çarşamba

Döşeğimin Altındaki Bezelye(!)

Zorluklardan, sıkıntılardan sürekli yakınmak boşa. Eğer insanı bir şey rahatsız ediyorsa ya onu çözmeye ya da görmezden gelmeye çalışmalı, bunu öğrenmeli. Sıkıntılar her zaman var olacak, bunların varlığında da eğlenmeyi başarabilmeli, mutlu olmayı.
Herkesin sıkıntısı kendine büyük, sıkıntıları başkalarınınki ile kıyaslayıp derdi küçük görmemeli; küçük bir çocuk kırılan oyuncağı için kıyameti koparır ama annesi ölen bir çocukla kendini kıyaslamaz. Neden mi? O çocuk oyuncağının derdini unutup sürekli annesini kaybetme korkusuyla yaşamak istemez. Bu tercihi bilinçli olarak yapmaz belki ama daha büyük derdi düşünmek istemez.

30 Ekim 2016 Pazar

İnziva Mı Demiştim?

Kafamdaki düşünceler bulut bulut oldu, birleştirip toparlayayım deyip elimi atınca dağılıveriyorlar. Hahah, sinirlerim çok bozuldu...
İnzivaya mı çekiliyorum demiştim? Kiim, ben mii? Yok daha neler. Arkadaş, içim huzursuz benim, nereye çekiliyorum?
Derdim, sıkıntım yok demiştim değil mi? Varmış sanırım, fazla arka plana ittiğim ama zamanı geldikçe ortaya yavaş yavaş çıkan sıkıntılar avuçlarını birbirine sürterek kıkırdıyorlar. Elimdeki haydarı onlara doğru savurunca da karanlık köşelerine kaçıyorlar.
Neden çok neşeli ve mutluyum biliyor musun? Sıkıntıları, dertleri bir şeylerle örtüp bastırdığımdan, boğduğumdan dolayı ama, sıkıntıların yaşamak için oksijene ihtiyaçları yok maalesef. Sanırım yine aralarından birkaç tanesini seçip asitle çözmem gerekecek yenilerine yer açabilmek için...
Belirsizliği kabul edebilirim en azından tutunabildiğim bir kesinlik varken.
Çaresizliği dert etmeyebilirim çare bulmaya yetecek umudum varken.
Yanlış anlaşılmayı dert etmeyebilirim kendimden emin olabiliyorken.
Ancak, hiçbir şey yokmuş gibi davranamam kafamın içi dağınıkken.
Darılabilirim karşımdaki düşünmeden konuşuyorken,
Ya da kendi kendime manalar türetebilirim ucu açık cümleler sarf ediliyorken.
Belki tek istediğim bir nebze yalnızlık ancak, onu da istemem düzgün düşünemiyorken.

Hayatımdaki dertlerden, iç sıkıntımdan, kafama taktığım şeylerden ya da aşktan bahsettiğimde gram ciddiye alınmıyormuşum gibi hissediyorum. Bir şeyleri eleştirdiğimde ya da bilmiş bilmiş konuştuğumda daha fazla ciddiye alınıyorum ama. Çok gülünç. Bir konudaki düşüncelerimi olduğu gibi ortaya dökmek yerine sınıflandırma yaparak, onu bunu yerin dibine sokarak konuşmak neden bu kadar kıymetli? İnsanlar neden birbirini eleştirmeyi bu kadar çok seviyor, özellikle de bunu şov haline getirerek ulu orta yapmayı?
Beynim kalpmiş gibi atıyor, acaba dokularıma bilgi mi pompalamaya çalışıyor? Sanırım iletim sırasında bir kesinti var çünkü dilime bir türlü bilgi ulaşmıyor. Ya da belki dilim boş konuşma enfeksiyonu kapmıştır, çünkü herkes bilir bu enfeksiyonun beyin iletim yollarını tıkadığını.
Kim bilir?
80 bilir...
Şuan kafamdakilerin bir kısmını olduğu gibi yazayım mı?
Lecter'ı deli gibi özlüyorum ama o bir mesajı bile çok görüyor bana.
Fizik sınavına 1 haftam var ama hiçbir halt bilmiyorum ve sınavı geçemeyeceğim diye deli gibi gerginim. Çalışsam bile yapamazmışım gibi hissediyorum.
Japonca hiragana çalışmak istiyorum ve buna ihtiyacım var ama fizik ya da matematik yerine Japonca çalışmak bana suçluluk hissettireceği için çalışamıyorum.
Evimi çok özledim, anneme sarılmayı özledim. Babama çok sarılmam normalde ama vedalaşırkenki sarılmamdan sonra babama sarılmayı da özledim. Küçük kardeşlerimi de özledim. Ve artırıyorum araba sürmeyi de özledim. Bok var gibi bu özlemlerin yanına bu salakça özlemi de sıkıştırdım ama araba sürünce rahatlıyorum bilmem yeterli bir sebep mi bu senin için.
Bağıra bağıra şarkı söylemek istiyorum.
Dertlerimi duyunca insanların sidik yarıştırma çabasına girmesi beni deli ediyor.
Vesaire
Vesaire
Vesaire
.
.
.
.

Selametle,
Kız

29 Ekim 2016 Cumartesi

Karga Gak Dedi, Kız Gık Bile Diyemedi...


Blog okuyamıyorum, yazı yazmaya başlıyorum ama bir türlü tamamlayamıyorum kelimeler tükeniyor, bir derdim ya da sıkıntım yok çok şükür ama nedense bu dediğim iki eylemi yapamıyorum bir türlü. Kaç defa elim klavyeye gittiyse de yarım yazılardan öteye gidemedim. Dert yanma niyetinde değilim, sadece neden yazamadığımı ve neden okuyamadığımı anlamıyorum. Tıkanınca fazla zorlamaya da gelmiyor insan, bilirsin. Bir süre inzivaya çekiliyorum, sanırım düşüncelerimde biraz daha derine inmem lazım ama kürkçü dükkanına geri döneceğim, havalar soğuyor sonuçta(bir deyim işte böyle katledilir).

24 Ekim 2016 Pazartesi

Şipşak, Hızlı Yazılar: Formül Ezberlemenin Yan Etkileri

Ben böyle yoğunken daha fazla yazı yazıyorum sanki Okurcum yaa. Selamlar.
Kafam bir milyon: analitik kimyadan yığınla formül ezberlerken, bu ezberci sistemin daha nereye kadar gideceğini ve acaba sistemin(dünya genelinde böyle diye düşünüyorum, çünkü aynı konular) gerçekten başarılı olup olmadığını sorguluyorum. Biliyorum bunu sorgulamak için yanlış bir zamanlama(vizeden bir gün önce) ama beyin bu, düşünüyor işte; işini yapıyor kerata.

23 Ekim 2016 Pazar

Şipşak, Hızlı Yazılar: Pazar Günü Cuma Şarkısı Dinlemek

Az buçuk blog okuyabiliyorum, onu da dersten kaçmak için yapıyorum. Beh. Döneceğim bir iki güne. Boş bırakmayayım buraları dedim(yine).
Şuan ne psikolojisindeyim biliyor musun: The Cure'un Friday I'm In Love şarkısının. Böyle oturup günlere hakaret edesim, aralarından biriyle aşk yaşayasım falan var. Hayır tabii ki de ne alaka. Saçma bir şarkının hissettirdiği saçma ruh halindeyim demek istiyorum, yoksa pazar günündeyiz biliyoream yane~~
(Şarkıya saçma dedim ama çok severim bu şarkıyı ve şimdi de bir ironi daha eklendi ironilerinden kurtulamadığım lapa kıvamındaki hayatıma.)

19 Ekim 2016 Çarşamba

Şipşak, Hızlı Yazılar: Son Zamanlardaki Mutluluk Kaynaklarım

Selam Sevgili Okur,
Şikayetlenmekten sıkıldım. Bu yazıda şikayetlenmeyeceğim. Zaten aceleyle yazdığım, kısa bir yazı olacak bu sebeple şu 2 satırı şikayetletle doldurup tat kaçırmak istemedim. Zaten, kötü bir şeyi fazla anmak işin içinden çıkmayı kolaylaştırmıyor.
Nasılsın?
Beni sorarsan iyi diyelim iyi olalım :)
Sürekli sinirimi bozan şeyleri sıralıyorum ya, beni bu aralar mutlu eden şeyleri sıralayayım dedim. İnsanın kendini mutlu eden şeyleri hatırlaması gerek :)

18 Ekim 2016 Salı

Şipşak, Hızlı Yazılar: Ne İdiği Belirsiz Yazı

Sinir krizleri, ağlamaktan gözlerimin kızardığı günlerden birisi daha.
Kafam allak bullak, zaten kafam ne zaman böyle olsa ruh halim yamuluveriyor ya.
Etraftaki insanların mutlulukları bile batar oluveriyor gözüme.
"Sevinilecek ne var ki bu hayatta?"

16 Ekim 2016 Pazar

2'li Film Lakırdısı

Selam Sevgili Okur,
Geçen 6'lı iken şimdi neden 2'li Film Lakırdısı diye sorabilirsin, hemen açıklayayım: 6'lı Film Lakırdısı yazısında oldukça uzun bir sürede izlediğim filmleri kenarda biriktirerek yazma kararımdan dolayı 6'lı yaptım ama bu yazıda öyle yapmayacağım çünkü izlediğim filmlerden bir tık daha uzun bahsedeceğim ayrıca epeyce beğendiğim bu iki filmi biran önce yazmak istedim; 6 film izleyinceye kadar beklemek istemedim :D
Bugün bahsedeceğim iki film:
- The Wind Rises(Ghibli Stüdyo(Japonya) yapımı drama-romantik anime)
- It's Kind Of A Funny Story(Amerikan yapımı komedi filmi)(Google'da drama-romantik yazıyor ama tabi sen bilirsin yine. Bence komedi filmiydi çünkü :D )

14 Ekim 2016 Cuma

Seni En Etkileyen Hikaye? -Mim-

Selam Sevgili Okur,
Nabrut beni teee Haziran'da şu yazısında mimlemişti amma velakin ben bir türlü oturup da yapamadım bu mimi(paul'ün mimlediği ve halen yapamadığım iki mim de mevcut şuan ama en kısa zamanda onları da yapmaya çalışacağım ^^)
Hayatımda beni en çok etkileyen bir hikayeyi/masalı yazmamı paylaşmamızı istiyor mim. Benim daha önce Sergül Abla'nın bloğunda okuduğum bir kızılderili hikayesiydi bu. Sanırım 3-4 sene önce falan okudum bu hikayeyi. Duyguları yönetmeyi oldukça net bir şekilde anlatan bir hikayeydi. Bakalım sen beğenecek misin :)

11 Ekim 2016 Salı

Melodilerle Kendini İfade Ediş

Şarkılar kendi içlerinde barındırdıkları dışında da anlamlar barındırırlar. Bu anlamları dinleyenler yükler şarkılara. Bugün bir şeyler yazmak yerine benim için yoğun anlamlar yüklü olan iki şarkıyı dinletmek istiyorum sana.

9 Ekim 2016 Pazar

6'lı Film Lakırdısı

Selam Sevgili Okur,
İzlediğim filmleri tek tek yazmak yerine biraz biriktirip tek yazıda yazmak daha mantıklı geldiği için 6 tane filmi biriktirip öyle yazmaya karar verdim film yazılarını. Hepsinden kısa kısa bahsedip, puanımı da verip bitireceğim yazıyı :) Umarım film arayışındakilere faydası dokunur.

2'li Film Lakırdısı için tık tık

Bahsedeceğim filmler:
- Miss Granny(Kore yapımı komedi)
- Paprika(Japon yapımı psikolojik anime)
- Deadpool(Amerikan yapımı komedi)
- The Grand Budapest Hotel(Alman-İngiliz yapımı komedi-polisiye)
- Girl With Pearl Earing(Hollanda-İngiltere yapımı biyografi-drama-romantizm)
- Juno(Amerika(?) yapımı komedi)

8 Ekim 2016 Cumartesi

Saçmalamamaya Çalışmak

(Saçmalamamaya çalışmak ama becerememek)
Selam Sevgili Okurcum,
O çok eğlenerek yazdığım yazıyı mı bitirip yayınlasam, yoksa film yazısı mı yazsam, yoksa yatay geçiş serisinin son iki yazısını mı yazsam gibi aklımda zibilyon tane soru varken okul yazısı yazmaya karar verdim hahah :D

6 Ekim 2016 Perşembe

Şipşak, Hızlı Yazılar: Durum Güncellemesi

Selllam Sevgili Okur :)
Nasılsın? İyisindir umarım. Değilsen de yazabilirsin derdini sıkıntını, beraber çözüm arayabiliriz ;)
Ben iyi hissediyorum çünkü kaç gündür üstümde olan muafiyet sınavı stresi ortadan kalktı ve sanırım sınavı da geçtim. Puanım iyiydi ama hocalar ayrıca değerlendirmeye de alacaklarmış sanırım. Bakacağız :)

5 Ekim 2016 Çarşamba

Şipşak, Hızlı Yazılar: İçime Öküz Oturtan 2 Şey

Selam Sevgili Okur,
Aşağıdaki biri şarkı klibi diğeri kısa animasyon olan bu iki videoyu ne zaman izlesem gözlerim doluyor. İzleyince anlarsın ne demek istediğimi büyük ihtimalle.
(Bu arada, sınavım yarın. Daha uzun yazılarla gelebileceğim nihayet. )





Utanmasam oturup bağıra bağıra "Anneee, babaa" diye ağlıyacağım neredeyse... 

Sevgiler
Kız

Edit: Yeni yazı yazmamak için edit yapayım dedim. Ederim ben böyle sınavın içine. Zaten muafıyet sınavı. Çalışmayacağım arkadaş. 10 haftalık ders programını 1 haftada çalışın gelin, sınavı geçin diyorlar. Yeminle kafam bir milyon oldu yaa. Geçmem her haftanın dersini haftasında çalışır öyle girerim sınava. Yeminle bir haftam zehir oldu şu lanet sınava çalışacağım diye! Uyumaya gidiyorum ben!

4 Ekim 2016 Salı

Şipşak, Hızlı Yazılar: Sence?

Mavi Gözlü Lecter'a mesaj attım.
Ona karşı hissettiğim sadece hoşlanmak olsa da gün içerisinde aklıma sık sık geliyor. Bunu ona da belli etmek istedim doğrusu, mesajı da bu yüzden attım. Bir insanı düşünüyorsanız bunu ona belli etmek gerekir, hele de o kişi gerçekten kıymetliyse sizin için. Mesajda "bütün gün seni düşünüyorum" yazmadım tabii ki :D Üniversiteyi kazanıp onunda bu şehre gelmesini, kafa dengi tanıdık birilerine ihtiyaç olduğunu yazdım. Sana birisi böyle bir mesaj atsaydı ne hissederdin Okurcum? Mesaj yerine ulaşmış mıdır sence?
Ha bu arada, bu sefer abla demedi :D Nihayet? Evet :D

(Galileo Galilei son zamanlarda bana inanılmaz huzur veren bir grup. O kadar güzel ki şarkıları.)

Sevgiler
Kız

Şipşak, Hızlı Yazılar: Don't Start Me Talkin' Beyyybi

Selam Sevgili Okur,
Şuan yarım kalmış, yazarken oldukça eğlendiğim bir postum var ama ders çalışmak zorunda olduğum için yazamıyorum. Aah~~ Son 2 gün daha dişi sıkarsam ve şu sınavı atlatırsam rahatlayacağım.
Uzun postlar yazamadığım için bol bol video bırakıp gidiyorum bloğa ama idare ediver sen de :D Aşağıda gördüğünüz video 22 mükemmel Blues şarkıdan oluşan bir müzik listesi. Ben ders çalışırken dinliyorum şuan. Sen de herhangi bir işini yaparken fon müzik olarak kulllanabilirsin. Şayet "Vaktim bol, oturup hepsini tek tek dinleyebilirim" dersen de dinle bakalım, maalesef ben 1 saatimi hususi olarak ayıramıyorum şuan buna :(

Başlıktaki "Don't Start Me Talkin' ", videodaki ilk şarkının ismi. Kesinlikle çok güzel bir şarkı :))
İyi dinlemeler ^^

Sevgiler
Kız

2 Ekim 2016 Pazar

Uyumasaydık Ne Olurdu? -Video-

Selam Sevgili Okur,
Aslında blogta yazacak başka bir şeylerim var ama vaktim yok şuan, bu sebeple ben de daha önce izlemiş olduğum bir videoyu paylaşayım dedim. Videoyu tekrar izlerken son yazımın da uyku hakkında olduğu gelince gülesim geldi :D Ama cidden kasıtlı seçmedim :D 

30 Eylül 2016 Cuma

Koyunları Sayamamak...


Selam Sevgili Okur,
Elimden geldiğince yurda, yeni şehre ve okula adapte olmaya çalışıyorum. Gerçekten elimden geleni yapıyorum. Bu yazıyı mızmızlanma olarak görme lütfen olur mu? Sana şu 1,5 haftadır cebelleştiğim yeni huylarımdan bahsetmek istiyorum: Uyku arası önceden var olmayan alışkanlıklar edinmek, uykudan panikle uyanmak, kapıyı kitlemeden uyuyamamak. Bunlar şu son 1.5 haftadır edindiğim yeni huylarım.

29 Eylül 2016 Perşembe

Sosyal Mevzular #1 Kalıplar


Kalıplar. İnsanları sığdırmaya çalışmanın bir manası olmayan yegane şeylerdir. Bir insanı dolaba, bir koliye hatta bavula bile sığdırılabilir ama kalıba sığdıramayız. Çünkü insanların içinde dışından görünen hacminden kat be kat büyük bir şey var. İnsanlar bunu adlandırmakta tek bir fikre sahip değiller; kimine göre ruh kimine göre öz olan bu soyut ama var olan yapıyı dıştan bakarak gözlemlemek mümkün değil, deneyle analiz etmek ya da ne bileyim kişiye anket doldurtarak falan da kesin bir sonuca ulaşmanın da imkanı yok.

27 Eylül 2016 Salı

Şipşak, Hızlı Yazılar: Me, Myself and I(Bana Bana, Hep Bana Hep Bana)

Selam Sevgili Okur,
Başlıktaki İngilizce kısmın tercümesi o değil aslında, parantez içi benim yamuk psikolojimi yansıtıyor sadece. Başlığın Türkçesi: Ben, kendim ve ben(Türkçede ben anlamına gelen üçüncü bir kelime bulamadım :D )
Geçenlerde yabancı bir öğrenci kütüphanede benden yardım istedi. İngilizce konuşmak zorunda kalınca nasıl heyecanlandım hahah. Biliyor musun Okurcum, İngilizce konuşurken sıkıntı çekmesem de Türkler arasında konuşurken utanıyorum.

25 Eylül 2016 Pazar

Şipşak, Hızlı Yazılar: Çam Devriliyor! Kaçııın!!

Su katılmamış bir gerizekalı olduğumu söylemiş miydim sana daha önce Sevgili Okurcum? Aslında gerizekalılık derecesinde saf da diyebiliriz. Bazen insanların sinsilik konusunda ne kadar ileri gidebileceğini unutup mal gibi otu boku anlatıyorum.
Olayı baştan anlatayım.
Kontrol manyağı bir babam var ve beni şehir dışına okumaya göndermek onun için büyük bir felaketti hep.

20 Eylül 2016 Salı

Bugünlerde...

(İyiyim.)
Selam Sevgili Okur,
Şuan dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor, ara ara hız kazanıyor sanki çok yavaş yağıyormuş gibi.
Yeni şehrime ve yeni okuluma geldim. Gelmeden önceki bir hafta ve geldiğim ilk gün inanılmaz zor geçti benim için. Hayatımda ilk defa evimden ailemden ayrıldım. Babamla ayrılmadan önce beraber yediğimiz o yemek hiç bitmesin istedim. Bu kadar duygusallaşacağımı beklemezdim ama yurttaki ilk günümde saatlerce bir annemle bir babamla konuştum telefonda, konuşurken sürekli boğazım düğümlendi, kelimeler dökülemedi.

17 Eylül 2016 Cumartesi

Hediyenin Böylesi: Yeni Header :)

Selam Sevgili Okur,
Hayatım hakkında önemli bir kararı verme eşiğinde stresli günler geçirirken bir anda beni çok mutlu eden bir mail aldım. Mail'in sahibi sevgili karga dostu Adam Karga idi ve bana bir hediye hazırlamıştı. Benim biraz amatör işi olan eski header'ıma kesinlikle daha güzel bir hal vermiş hatta bambaşka bir header yapmış. Header'ı görünce küçük bir çocuk gibi sevindim şimdi hiç yalan söylemeyeyim :D  Hemen dedim, header'ı bloğa koyacağım ama kafası bulanık ben gittim saçma sapan şeyler yaptım(Hatta ben saçmalarken blogta online olan kişiler vardı  -.-" ). Blog şablonuna header'ı oturtamadım, halbuki "sığacak şekilde küçült" diye bir buton var ama ben niyeyse o butonu bir türlü görmedim. Şablonu sanırım 3 defa değiştirdim ve nihayet butonu görünce şablonu eski haline dönüştürüp header'ı da ekleyerek işlemi tamamlamış oldum. Buradan da tekrar tekrar teşekkür ediyorum Karga arkadaşım, eline, emeğine ve yüreğine sağlık :))

Mükemmel yeni header'ım :))


Sevgiler
Kız

15 Eylül 2016 Perşembe

Yatay Geçiş Serisi #2 Hazırlık Süreci

Çeşitlerden bahsettiğimize göre daha ayrıntılı kısma geçebiliriz: Hazırlık Süreci.


Bahsettiğim gibi ben ortalama ile yatay geçiş yaptım. Üniversite sınavına girdiğim sene tercih ettiğim bölüm istediğim bölümdü ama üniversitemden memnun değildim ve istediğim üniversiteye puanım yetmiyordu. Bir hocamın bana yatay geçişle istediğim üniversiteye üniversite sınavına tekrar girmeden geçebileceğimi söylemesi üzerine yoğun bir çalışma faslı başladı benim için.

12 Eylül 2016 Pazartesi

Yatay Geçiş Serisi #1 Yatay Geçiş Nedir? Kimler Yapabilir?

Selam Sevgili Okur,
Yatay geçiş işine daha ilk giriştiğim zamanlarda eğer geçiş yapabilirsem küçük bir kılavuz/tavsiyeler topluluğu şeklinde bir yazı dizisi hazırlama niyetindeydim. Eh, yatay geçiş yaptım ve bu sebeple burada bu yazının başındayım. Başlamadan önce size paylaşacağım yazı serisinden genel anlamda bahsedeyim.

10 Eylül 2016 Cumartesi

Şipşak, Hızlı Yazılar: Bir Şeylere Başlamadan Çözmeye Çalıştıklarım

Selam Sevgili Okurcum,
Kafam yine karmakarışık. Düşünceler birbirlerine çarparak oradan oraya uçuyor ve ben sadece yemek yeyip uyuyormuşum gibi hissediyorum. Yazınca kafamda bir şeyler çözülüyor. Gireceğim yeni dönemden önce belki kafamdaki bir şeyleri çözebilirim umuduyla yazıyorum bu yazıyı.

4 Eylül 2016 Pazar

Şipşak, Hızlı Yazılar: Toplanan Meyveler

Selam Sevgili Okurcum :)
Sana yazmadığım bir hafta gerçekten benim açımdan çok ilginçti. Olaylar olaylar(Yazar bu satırlarda sıkıcı hayatını ilginç göstermeye çalışmıştır.). Tamam, sadece bir olay oldu ama hayatımı değiştirecek bir olaydı bu: YATAY GEÇİŞ YAPTIM! Hem de üniversite sınavı döneminde hayallerimi süsleyen üniversiteye(hayaller değişkendir, bir süre pek çok üniversite üzerine hayal kurduğum doğrudur :D ). Nihayet çalışmalarım meyvesini verdi :)
Şuan harıl harıl başvuru belgesi hazırlamak ve gece çıkacağım yolculuğa hazırlanmakla uğraşıyorum. Şu uğrayamadığım 1 hafta boyunca envaiçeşit duygu yaşadım ve bunlarla beraber envaiçeşit felaket senaryosu yazdım kendime, ama şuan realiteye biraz daha yaklaştığım şu anlarda kendi kendime diyorum ki "Yatay geçiş yaptım mı? Yaptım. O zaman geri kalanını boş ver(yazar burada kendine sansür uyguladı)". Tabii ki her şeyi boş veremeyen(aslında hiçbir şeyi boş veremeyen) biri olduğum için önemli şeyleri gözden kaçırmamaya çalışacağım ve böylelikle de anı yaşamaya çalışacağım. Yalnız daha önce söylemiş miydim bu sene uzun yoluculuk yapa yapa yolculuktan tiksinir hale geldim çünkü yolculuklarım hep aceleyle geçti. Meh. Okullar açılınca yapacağım yolculuğun daha sakin olmasını diliyorum.
Bu arada bu bir senelik yatay geçiş sürecimi ve yararlı olabilecek bilgileri içerecek bir yazı dizisi hazırlayacağım yakın zaman da. Süreç hakkında sorusu olan buradan sorabilir, yazı dizimde soru-cevap bölümü de ekleyebilirim böylelikle. Umarım ihtiyacı olanlara ulaşır hazırlayacağım bu dizi :)
Hadi kendine cici bak :)
(Daha önce bu şarkıyı dinlemiş olmama rağmen nedense şuan hissetiklerimi hissetmemiştim o zamanlar. Çok güzel şarkıları var bu grubun(Oh Wonder). Dinlemenizi tavsiye ederim :) )
Sevgiler
Kız

28 Ağustos 2016 Pazar

Mr. Nobody(Bay Hiçkimse) -Film-

Selam Sevgili Okur,
İşte bir film yazısıyla daha beraberiz. Bugünkü film oldukça özel ve önemli bir film bana kalırsa. Zamanında filmsizlikten yakınan ben nerelerde arıyormuşum acaba filmleri bilemiyorum çünkü filmimiz 2009 yapımı.
Filmin konusu:
Baş karakterimiz Nemo Nobody(Nemo Hiçkimse), geleceği bilmektedir ama birden fazla geleceğe sahiptir. Her şey doğmadan önce geleceği unutturan melek dokunuşunun unutulması ardından da ebeveynlerinin ayrılmasıyla başlar. Nemo bir seçim yapmak zorundadır ama bu öyle kolay bir seçim olmayacaktır: Annesini mi yoksa babasını mı tercih edecektir? Filmdeki karakterin deyişiyle "İmkansız bir seçimle karşı karşıya gelen 9 yaşındaki bir çocuğun" seçimlerini izliyoruz.
Yaptığımız seçimler hayatımızı nasıl etkilemektedir? Ya başka bir seçim yapsaydık hayatımız nasıl olurdu?

Film kesinlikle nefes kesiciydi. Türüm türüm felsefe ve psikoloji kokuyordu, eh bir nebze de aşk vardı tabii. Seçimlerin bir insan üzerinde yaratacağı etkiler, o insanın her seferinde aynı durum üzerinden tekrar tekrar yaptığı farklı seçimlerinin getirdiği bir çok hayat ve bu hayatların hepsinin bir insanın geçmişi olarak zihninde hep taze kalması. Bolca kafa karıştıran sahneleri oldu filmin ama sonunda her şey rayına oturdu(ray ne kadar da manalı bir kelime bu film için).
Film boyunca verilen mesaj "yapılan seçimlerden pişman olmamak" oldu benim için.

Milyonlarca olasılığın içinden birini seçip yavaş yavaş hayatımızı inşa ediyoruz. Bazen tercih şansımız bile olmuyor o tercihe sürükleniyoruz çünkü o sırada başkaları da tercihte bulunuyor. Birileri bir şey yapıyor ve bizim hayatımız değişiyor. Kelebek etkisinin ne kadar da sinir bozucu olabileceğini görüyoruz filmde.
Filmdeki "Satrançta yapılabilecek en iyi hamle, hamle yapmamak olursa buna Zugzwang denir." sözü üzerine yaptığım küçük çaplı araştırmayla durumu çok güzel anlatan aşağıdaki ekşi sözlük girdisini buldum.
(büyütmek için resmen tıklayın)
Filmden birkaç kare daha:
Tüm bunlara ek olarak yapı olarak filmi eleştirirsek sahne geçişleri, çekimleri, karakterler için ayarladıkları çağrışımlara bayıldım. Hatta çağrışımlar kısmını farkedince o kadar mutlu oldum ki film bitince bir tane resim hazırladım, baktım internette kimse yapmamış.
(Adamın sevdiği 3 kız ve karakterler küçüklükte giydikleri kıyafetlerin renklerindeki kostümler giydiler film boyunca.)

Benim için bol mana yüklü bir film olmasının sebebi belki de tam doğru zamanda izlemiş olmamdandır. Artık kitapların, filmlerin ya da bazen insanların geldikleri zaman öyle doğru zamanlar oluyor ki. İnsan uzun süredir boğuştuğu dertlerden bir nebze kurtuluyor, kurtulmasa bile insanı bir şeylere çözmeye itiyor.

Son zamanlarda tema ve konu yönünden bu filme benzeyen çok fazla filmle ve diziyle karşılaştım(bkz. insan neye ihtiyacı varsa onu bulur):
-Thomas Harris'in Hannibal kitabındaki Hannibal karakterinin Stephen Hawking ve onun eseri hakkındaki "Zamanın Kısa Tarihi" adlı filmi izlemesinden ve bu konuya ilgisinden bahsediyordu. Henüz izlemediğim ama izlemeye niyetli olduğum bu film evren, geçmiş-gelecek ayrımı gibi konuları işliyormuş. Mr. Nobody filminde de benzer bir konudan bahsediyor. Evren düzensizlik yönünde ilerliyor, bir fincan kırılıyor ama o fincanın geri birleştiğini görmüyoruz. Peki evren mutlak düzensizliği ulaşınca ne olur? Fincan yine eski halinde görebilir miyiz?
-Halen izlemeye devam ettiği W-Two Worlds dizisinde de tek bir karakterin etrafında dönen bir dünyadan bahsediliyor tıpkı bu filmde olduğu gibi. Belki bir farkla: W'da o karakter bir çizgi roman karakteri ve hayatını yazan-çizen bir adam var ama Mr. Nobody'de Nemo'nun hayatını yine Nemo yazıyor.

Bak yaa. Aklımda kaç tane film-dizi vardı ve şuan uçup gitti. Aklıma geldikçe yazıyı güncellerim Okurcum, kusura bakma :/

Ah söylemeden geçmeyeyim yoksa bilirsin kötü hissederim. Filmde cinsel sahneler de bulunmakta. Çocuklarla ya da ailecek izlenemeyecek şekilde. O sahneler dışında insana oldukça fazla şey katacağını düşünüyorum tabii ki. Bu uyarım "filmi izlemeyin" gibi bir anlama gelmiyor :D
Gitmeden filmin mükemmel şarkılarından oluşan bir çalma listesini de buraya bırakayım dedim. Önceden hazırlamış olan listeleri kendi listemde birleştirdim. Listeyi dinlemeye üşenirseniz bile hiç olmazsa ilk şarkıyı dinleyin he mi :))

Hadi kendine iyi bak :)

Sevgiler
Kız

Telefonsuz Kalan Kız'ın Güncesi

(Telefonsuz Bölge)
Selam Sevgili Okur,
Telefonum bozuldu.
Alışık olmadığım bir durum telefonsuz kalmak, bu sebeple buraya yazmaya niyetlendim. Kime anlatabilirdim ki başka?

#Gün 1
Telefonum dün bozuldu ama bir süreliğine de olsa açıp kullanabildiğim kısa bir zaman dilimi olduğu için dünü değil bugünü birinci gün saydım(bkz. belirsiz günler karmaşası)
Telefon olmayınca ne kadar da sakin geçti günüm.
Mesaj yok
Arama yok
Abuk sorular sorup duran millete kibarlık yapacağım diye kendimi yırtmak yok
Zırt pırt vazzap'ı açıp platoniği stalklamak yok(aslında bir süredir zaten azaltmıştım bunu)
Oh mis.
Sadece bir ara telefondan şarkı açmaya diye yeltenip bataryası çıkmış öylece yatan telefonumla göz göze gelince içim cız etti o kadar.
Biran önce tamire götürülmeli bu telefon...

#Gün 2
Malum telefon bozuk ve sabaha kalkmak için alarm da kurmam lazım. Benim eski tip bir çalar saatim var. Geceden kurdum alarmı ve sabah kalp krizi geçirir gibi uyandım. O nasıl bir alarmdır yahu! Yeminle yatağa geri döndüğümde kalbim boğazımda atıyordu halen. Telefonumu özledim ben, o sakin alarmını falan...
Gün içinde internet lazım oldu ama telefonum yoktu.
Kargoyu kontrol etmem lazımdı ama telefonum yoktu...

#Gün 3
Hastaneye gittim. Annem park yeri bulamadığı için arabayı park edecek bir yer aramaya geçti, bense doktorun yanına. Malum telefon yok(sanırım "telefon yok" diye bir etiket açacağım, yazı da o kadar çok kullandım ki), buluşmak için bir yer belirledik. Neyse ki şansımız yaver gitti de sıkıntısız buluşabildik çünkü buluşacağımız yer de duraklama yapacak yer yok ve vızır vızır trafik var(gittiğim hastanenin bulunduğu yerde park edecek yerler dışında hiçbir yere duraklama yapamıyorsunuz çünkü yer yok).
Telefonum bu durum dışında ihtiyaç olarak aklıma bile gelmedi. Arada bir canım snapchat'e bakmak istedi ama o da geçti gitti sonra.
Bu arada telefonumu tamire verdik, yarın ulaşır elime sanırım.

#Gün 4
Telefonumun yokluğunu çok hissetmediğim bir gündü. Sadece kitap okurken ilgimi çeken bazı şeyleri araştırmak için lazım oldu ama kardeşimin tabletini kullanarak işimi hallettim.
4. günün akşamında telefonuma geri kavuştum ve sanırım 2 saat boyunca alıştığım hâline getirmekle uğraştım.

Telefonumun bozuk olduğu şu 5 gün boyunca çok da farklı bir olay gelişmemiş. Herkes geyik modunda sohbet edip snap atmış. Mavi Gözlü Lecter halen kel olduğu foroğrafını kaldırmamış profilinden.


Telefonum geldikten sonra hayatımda neler değişti? Yine bol bol vakit harcadım telefon başında. Telefonun faydalarını düşününce telefonsuz bir hayat kurmaya çalışmak manasız geliyor ama zararlarından da kurtulmam lazım. Telefonsuz bir hayat kurmaya kalkışsam ve mesela aşağıya eklediğim videodaki gibi olsa hayat, nasıl olurdu?

Video oldukça eski ama etkisi halen taze :D 

Sanırım kendime telefon başında geçireceğim zaman konusunda kısıtlama getirmem gerek. Velhasılıkelam telefonunuz bozulduysa hayat hem çok zor hem de sakin olabiliyor. (Meh! Koca yazıdan çıkan sonuca hele)

Sevgiler
Kız

23 Ağustos 2016 Salı

Şipşak, Hızlı Yazılar: Ne Oluyor Anlamadım

Alerjimden kaynaklı sabahın köründe kulağım kanadı, neredeyse bayılıyordum.
Doktora gittim bir yığın ilaç verdi yine heyyo.
Moral bozukluğu, kulak, baş ve göz ağrısıyla beraber tükettiğim abur cuburun ve izlediğim dizinin haddi hesabı yok.
Dizideki(Cheese In The Trap) aşk sahnelerini izledikten sonra sanki o anları ben yaşamışım gibi mutlu oluyorum ama aslında ağlamak istiyorum o sahnelerden sonra(Shit! Damn it!)
Evin içinde oradan oraya atlıyor, zıplıyor, kahkahalar atıyorum.
Bütün bunlarla beraber fazlaca gerginim, acaba yatay geçiş yapabilecek miyim?
Ha, sahi. Kulağımdan dolayı spor da yapamam.
Böyle yani
En azından diyorum, sınavdan sonra birkaç hafta, gerçek anlamda bütün senenin acısını çıkardım. Şu hastalığım da biraz hafiflesin yeni hazırladığım ders programını uygulamaya başlayacağım.



Sevgiler
Kız

21 Ağustos 2016 Pazar

GECE -> Gönder Gelsin -Şarkı-

Bugün bir şeyler yazmak yerine sadece şarkı paylaşasım var. Buyrun efendim, gaza ihtiyacınız varsa :)

Sevgiler
Kız

18 Ağustos 2016 Perşembe

Kendini Bi Bok Sanma Sendromu

Yasal Uyarı: Okumak üzere olduğunuz yayın, gereğinden fazla "bok" kelimesi ve küfür içerme riski taşımaktadır.
Evet, Sayın Okurcum,
Bugün sana bu aralar oldukça fazla karşıma çıkan(aslında hep vardı da yeni dikkatimi çekmeye başlayan) bir sendromdan bahsedeceğim: Toplumumuzda sık sık kullanılan "bi bok olamamak" deyiminden sonra türediğine inandığım "kendini bi bok sanmak" sendromu. Bu sendrom, genellikle kendine bir şey danışılan ya da kendini bir şey danışılacak seviyede gören insanlarda ortaya çıkmaktadır. Durumuna göre zararlı ve zararsız olmakla beraber çoğu zaman karşı tarafın sinirlerini fazlaca yıpratabilirler. İstersen anlatmaya örneklerle devam edeyim ki daha rahat idrak edebilesin(canlı örnek hıhahıha :D Eğlendim.)

#Kurgu 1
17 yaşındaki Aysu'nun aklı çok karışmıştır. Alacağı kıyafete bir türlü karar verememektedir. Birinin aplikeleri hoşuna giderken diğerinin kesimine bayılmıştır. Kızın kararsızlığını farkeden mağaza görevlisi kıza iki kıyafeti de aldırmak için ant içmiş gibi davranmaktadır. Mağdur genç kızımızın aklına aniden parlak bir fikir gelir ve kıyafetlerin fotoğrafını çekerek vazzaptan kuzen grubuna atıp konseye danışır. Soru ve istenilen cevap şekli bellidir: İki kıyafet arasında tercih yapılması istenilmektedir. Konseyden gelen yorumlar:
Jonjonum:
Ya tatlım onun bedeni sana büyük sanki. Küçük bedeni olsa da üstünde hoş durmaz gibi.
Aşkitom:
Kuzi yaa nerede giyeceksin sanki bunları. Boşver bence ;)
Melekim:
Ponçiğim, mor renk yok mu bunlarda? Bence mor yoksa dönüp bakma bile.
Aslında konseydeki kuzenlerden birisi ancak dar ve kısa kıyafetler tercih ederken, birisi sadece salaş giyinmektedir. Bir diğer kuzense moda dergilerini hatim etmekle meşgulken rüküş olmaktan öteye gidememektedir.

#Kurgu 2
63 yaşındaki Ayşe teyzemizin ciddi diz ağrı sorunları vardır. Doktora her gidişinde doktor ısrarla azar azar yürüyüş yapmasını ve böylelikle dizlerinin açılacağını söylerken teyzemizin kafası halen karışıktır çünkü son doktor ziyaretinden sonra uğradığı kız kardeşi ona kendi yaptırdığı diz kremini sürüp yürüyüşten kesinlikle uzak durmasını tembih etmiştir. Ancak Ayşe teyzemizin bilmediği şeyler vardır ki o da kız kardeşinin dizlerinde ciddi bir sıkıntının olmaması ve bir ansiklopediyi dolduracak kadar bol olan engin bilgilerinin altın günleri kaynaklı olduğudur.
#Kurgu 3
Mehmet 21 yaşındadır. Üniversiteden henüz mezun olmuştur ve kendini yurt dışındaki amcasının yanına gidip amcasının çalıştığı bilgisayar şirketinde çalışmaya hazır hissetmektedir. Konuyu önce yakın arkadaşına açar. Böyleyken böyle der(sen anladın cınım). Arkadaşı henüz 3. sınıftan kalan derslerini veremediği için mezun olamamıştır ama kendini konu hakkında oldukça bilgili görmektedir. "Kanka" der, "Önce bi Türkiye'de bir şey yap da öyle git" der. "Sanki oraya gidince seni mühendislerin arasına mı oturtacaklar, ayak işi yaptıracaklar anca" der ve Mehmet'in hevesini düşürür biraz ama Mehmet pes etmez. İçindeki son umut kırıntılarıyla amcasını arar ve durumu açar. Amcasının cevabıysa "Valla yiğenim, buralarda da iş sıkıntısı var. Hem sen hanım evladısın zor gelir sana buralar. Yanımda ağlayacak bir bebe istemiyorum. Okey?" olur.
Aslında Mehmet'in amcası, zamanında evin başı buyruğu, mahallenin zibidisi kıvamında saçı jöleli, parfümü 2 haftalık ter kokusu olan Ayhan'dır. Güç bela bilgisayar mühendisliğinden mezun olmuştur. Sonra da kendi mesleğiyle alakalı hiçbir işe kabul edilmemiştir. Antalya'da edindiği Türkçe bilen turist sevgilisine ayarlattırdığı iş ile yurtdışına kaçma fırsatı elde etmiştir. Aslında bilgisayar şirketinde de değil, bir markette kasiyer olarak çalışmaktadır.

Ayrıca bkz. kendini bir bok sanmak Buraya yazılamayacak kadar küfürlü geldi de bu :D

Ayrıca şu şiirle olaya farklı bir bakış açısı kazandırılmış :D

Olay genel çapta bu işte. İllaki herkesin karşısına bu sendroma sahip birileri çıkmıştır. Bu kişinin az biraz deneyimi vardır ya da kulaktan duyarak deneyim edindiğini düşünmektedir ya da sadece kendinin bir bok sanılmasını istemektedir. Bu durumundan aldığı yetkiye dayanarak önüne gelene akıl verme ve eleştiri yapmak hakkını kendinde bulur.
Bu sendroma uzun süredir sahip kişiler kendilerine herhangi bir getirisi olmayacak(hatta götürüsü olacak) "herbokologluk" unvanına da sahip olabilirler.
Bu gereksiz yazıyı yazmama sebep olan yatay geçiş hakkında soru sorduğum ama sorularıma cevap vermek yerine "hadi kazanamazsan", "çok fena zorlukları var ama var ya cidden çok zorluklar oldu da şimdi moralini bozmayım. sen hele bi kazan öyle anlatırım(o zaman bozacakmış moralimi)" gibi muhabbetler yapan ve kesinlikle soru sorduğuma da soracağıma da beni pişman eden kişiye teşekkürler. Bak ben ne yaptım ettim seninle yaptığım o gereksiz konuşmadan bir şey çıkardım. Derslerden dolayı zorluk çıksa ne yazar("insan kendi kendini bir bok sansa da bunu başkalarına yanstımadığı sürece bu durum özgüven kaynağıdır" örneğiydi bu da :D )

Yazımı alıntı bir dörtlükle bitirmek istiyorum:
Kamış ses verince ney oldum sanır,
İp gerilince yay oldum sanır,
Sarayda oturmakla padişah olmaz kişi,
Aptal ata binince bey oldum sanır.

Sevgiler
Kız

16 Ağustos 2016 Salı

Şipşak, Hızlı Yazılar: Biraz da Ben

Selam Sevgili Okur,
Kişisel bir şeyler karalamayalı kaç yazı olmuş yahu. Biraz kendimden bahsedeyim dedim. Günler nasıl geçiyor, neler düşünüyorum, neler yaşıyorum? Bilmem merak ettin mi ama yazayım, belki birileri boş zamanını doldurmak için okur değil mi, mesela sen? Heheh

Spor ve diyete başladım 2 hafta önce. Okullar açılmadan birkaç kilo verip, midemi terbiye etmem gerek. 1,8 kilogram vermişim, spor falan da yapınca iyi gidiyor. Bu arada sanırım kollarım azıcık kaslandı(önceden de spor yapıyordum) :D Tabii kardeşime göre onun da şekerparesi baklava oldu ama neyse :D

Üniversite başvurumu yapmıştım demiştim. Nefesimi tuttum ve sonuçların açıklanmasını bekliyorum. Zor oluyor tabii, 1 haftadır nefes tutmak falan, hem de daha 2 hafta varken. Ohhooo. Neysem bu süreçte sadece dizi-film izlememek gibi bir niyetim var. Malum gidişat bu bahsettiğim yönde gibi de :D Dur bakayım, ben yine hedef koyayım kendime, yoksa olmayacak böyle.

Mavi Gözlü Lecter vardı ya hani. Bitti sanırım yaa. Geçen buna tercih dönemi hakkında mesaj falan attım, o da bana şeker bir jest yaptı ama tatlım yaa jest olduğunu çok çaktırdın. Seni düşündüm diye kibarlık yapman gerekmezdi. Zaten benimle doğru düzgün konuşmuyorsun ki. İki laf edip mesajı bitiriyorsun zaten. Hem bak, Falcı Bacı da diyor geçmiştekini unutup yeni birine şans tanımamı.
Lanet olsun, sevseydin n'olurdu ki sanki?!

Okurcum var ya sanırım hayatın belirsizliğine alışmaya başlıyorum. Hatta bazen bu halini sever bile oldum. Geleceği bilsek daha kötü olurdu sanki. Mesela bir şeyleri beklerken düşünebilmek için vaktimiz oluyor. Mantıklı ve sakin düşünebilmek için biraz zamana ihtiyaç duyuyor insan.


Sevgiler
Polyanna'nın Kankası Kız