31 Mart 2016 Perşembe

Şipşak, Hızlı Yazılar: Yaşıyorum İşte :)

Sınav haftası gelmeden bu denli stres yapan yegane insan benimdir herhalde. Derdim ne o da tam belli değil. Bir öyleyim bir böyle. (Sürekli kullandığım felsefik laf geliyoor) Hayat işte.

Selam Sevgili Okur,
Prospektüsünde yan etki olarak sadece ölümün yazmadığı alerji hapından kaynaklı uyuşmuş bir Kız var karşında. Kaç gündür sarhoş gibiyim, hayalle dünya arasında git geller yaşıyorum. Gözlerim odağını kaybediyor, aklım çalışmıyor ve donakalıyorum. Hatta geçen hiç yaşamadığım bir olayı yaşamışım gibi düşünüp onun hakkında fikir yürütmeye başladığımı farkettim ve durdum "Ben böyle bir olay yaşamadım ki" dedim. Heheh hayat işte :D Bu bahsettiğim yarı uyanık ruh halimden kaynaklı pek ders çalışabildiğim de söylenemez. Ama bugün daha iyiyim :)

Ya bir şey diyeceğim. Ben yatay geçişim kolay olsun diye üst sınıfların mesleki ingilizce dersine(dinleyici olarak) katılıyorum ve noldu biliyor musun? Hoca ders sonunda yanıma geldi ve "Senin ingilizcen çok iyi, gelecek sene yanıma asistan olarak alacağım seni" dedi. Ya yatay geçiş yapma niyetim olmasa yani bu okul gerçekten bana ciddi bir şeyler katabilecek olsa havalara uçacağım bir haber ama işte okulun şartları pek iyi sayılmaz... Yine de merak ettiğim için bir şey sormak istiyorum, asistanlar maaş alır mı?

Geçenler de, hayatım boyunca gerçekten tanıyarak hoşlandığım 3 kişiyi düşündüm. İlk ikisinde çok küçüktüm. İlki anasınıfından 4. sınıfa kadar hoşlandığım en yakın arkadaşlarımdan birisiydi, diğeri 4. sınıftan 6. sınıfa kadar hoşlandığım bir arkadaşımdı ve ikisi de bir dönem bana çok samimi davranıyordu ama ikisine de ne ben itiraf ettim ne onlar bir şey söyledi, tıpkı şuan da olduğu gibi. Mavi Gözlü Lecter da arkadaşım ve ondan iki senedir hoşlanıyorum. Oldukça şüphelendirecek hareketlerde bulunuyor o da ve ne ben bir şey söylüyorum ona bu konu hakkında ne de o geldi bir şey söyledi. Sadece ilk hoşlandığım çocuk gibi şıpsevdi çıkıp bu tavırlardan vazgeçmesinden korkuyorum. En samimi arkadaşlarımdan birisi açık açık ona hayran(Lecter'dan 1 yaş küçük bu kız) ve bu durum beni çok korkutuyor. Allah'ım lütfen. O kız her gün onu görebiliyor ama ben göremiyorum, onda(nasıl aldı bilmiyorum) telefon numarası var ve hatta mesajlaşıyorlar bile. Tek ümidim şu: Bu bahsettiğim kız oldukça çocuksu ve sanki kız kardeşmiş gibi bir his yaratıyor bende, umarım Lecter da öyle düşünüyordur...


(Şarkının altyazısı için altyazı butonuna basın ^^ )

Bu da bonus olsun :) (Görmezden gelince senin olmuyor Jehancım...)

Sevgiler
Kız

23 Mart 2016 Çarşamba

Şurada Dursun Bir Bu, Gelip Alacağım

Deep'in şu yazısında alttaki şarkıyı:

Heybemdeki Huzur'un şu yazısında alttaki bu şarkıyı:

Zamanında izlediğim Yalan Dünya dizisinden de alttaki bu şarkıyı keşfetmiştim:

Şimdi ders çalışacağım ama Türkçe şarkı dinleyerek de çalışamıyorum. Hem unutmayayım hem de belki ilgisini çeken olur diye buraya bırakıyorum şarkıları :) İyi dinlemeler ^^
Sevgiler
Kız

22 Mart 2016 Salı

"I'm Your Biggest Fan!(Senin en büyük hayranınım!)"

Hayran: Hayranlık duyan, hayrette kalan, son derece beğenen, tutkun.
Gibi anlamlara geliyormuş sözlükte. Hemen her kelime de olduğu gibi insanların pek çoğunun oldukça kolay kullandığı gerçek anlamını tamamen kastetmedikleri halde bile kullandıklarını düşündüğüm bir kelime. Özellikle kişiye hayran olmak kavramının üstünde oldukça düşünülmesi gerekiyor bence çünkü kişilere hayran olmak çok geniş bir tanım. İnsanlar kusursuz olmaz ama kişiye hayran olanlar kusurları görmezler ve bu da fanatizm oluyor zaten. Gerçek anlamda fanatik olan insanlar çok kolay kullanılıyor ve çok kolay manipüle ediliyorlar. Bu durumu oldukça rahatsız edici buluyorum. Amaan neyse, işin bu taraflarına niye girdiysem, laf işte. Ben kişilere değil ama özelliklere hayran olmayı tercih ediyorum. Mesela bir örnek vermek gerekirse G-Dragon(Kwong Ji Yong)'un müzik zekasına kelimenin dolu dolu, tam anlamıyla  hayranım(belki biraz da dış görünüşüne hehe). Şarkılarını dinlerken anlamlarına bakma ihtiyacı duyurmadan bile vermek istediği hissi verebiliyor daha ne diyeyim ki başka.


Tanımayanlar için kısaca bahsedeyim GD, Big Bang isimli 5 kişilik Güney Koreli bir müzik grubunun lideridir. Grupla çıkardığı şarkıların haricinde pek çok solo çalışması da var. Şarkı sözlerini her zaman kendi başına yazmasa da çoğu zaman kendi yazıyor ve gerçekten fırsatım olsaydı dünyayı değil belki(çünkü fazla karamsar bir yapısı var) ama aşkı onun gözünden görmeyi çok isterdim. Bu grubu çok küçükken ablamla keşfetmiştik ve o zamandan beri hemen hemen bütün şarkılarını psikopat gibi dinler, kliplerini ezberlercesine izlerim :D


Ders çalışmaya otururken şarkı açmıştım ve onun çok sevdiğim şarkılarından birisi çalınca müzik listemde dayanamadım ve bu yazının başına oturdum :) Hadi o şarkıyı size bırakayım ve çalışmaya döneyim ben ^^


Merak eden olursa diye Türkçe alt yazılı videoyu da bırakıyorum. Ses kalitesi düşük diye onu tek başına eklemeyeyim dedim.



Sevgiler
Kız

20 Mart 2016 Pazar

Gündüz Düşleri ve Gerçekler Birarada


Sizde de oluyor mu, çok önemli bir iş için el ve ayakların birbirine dolaşması, kalbin sanki son kez atacakmış gibi sert çarpması, histerik histerik titremeler ve ağlama hissi. Sanki ben ne kadar uğraşsam da bir şekilde olmayacakmış gibi bir his. İmkansızlığa inanıp onu hissediyorum sanki. Halbuki durumum imkansız da değil: Yatay geçişten bahsediyorum. Başvuru tarihleri yavaş yavaş açıklanmaya başladı ve bana heyecan bastı. Birinci dönem ortalamamdan çok memnunum ve ikinci dönem daha iyisi için çabalayacağım, notum düşse ölüm kalım meselesi değil ama işimi garantilemek istiyorum. İngilizce kursu da son gaz devam ediyor. Okul, kurs ve derslerle beraber sosyal de olmaya çalışıyorum. Üniversite sınavı döneminde yaptığım asosyallik hatasına bir daha düşmek istemiyorum.
Bana ne lazım biliyor musunuz: Birazcık daha kendine güven. Kendime biraz daha güvenmek ve hata yapmaktan korkmamak istiyorum. Dünyanın pembe bir yer olmadığını bildiğim için de başıma gelebilecek sıkıntılardan da korkmamak istiyorum.
Bakalım neler olacak.

Mavi Gözlü Lecter var ya, tam bir dengesiz. Ne yapmaya çalıştığını çözemiyorum, vazgeçeyim diyorum vazgeçemiyorum da. Zamana bırakmaya çalışıyorum işte...

Blog yazmak konusunda kendimi çok kasmak istemiyorum, aynı şekilde okumak konusunda da. Günlük hayatımı aksatmayacak şekilde uğramaya çalışacağım. Seviyorum buraları, her şeyiyle :)

Haa, bu arada. Yatay geçiş yapmış tanıdığı olan var mı? Varsa benimle bir bağlantıya geçebilir mi?


"Gündüz Düşleri: Hastalık kazancı, (Fr. rêve diurne, rêverie, İmg day-dream) uyanık durumda kişinin kafasında yaşattığı, içerisinde çeşitli düşüncelerin, isteklerin, hayallerin ve çevresel gerçek olayların birbirine karıştığı canlı hayallerdir.
Düşteki gibi simgesel olarak dışa vurulmayan hayaller, tamamen gerçeklik içinde, tüm çıplaklığıyla görülür. Örneğin, bir kişi düşmanını nasıl öldürdüğünü ya da bir konuşma sırasında dinleyicilerin onu ayakta alkışladığını hayallerinde yaşatabilir.
Gelecekte olayları önceleyen istekleri özel bir güçle donatabildiğinden, yaşamın şekillendirmesine olumlu katkıda bulunur. Kişinin istekleri bu hayallerde bütün çıplaklığıyla kendini belli eder, düşlerdeki gibi simgesel değil, gerçeklik çerçevesinde görülür."

Sevgiler
Kız

15 Mart 2016 Salı

Şipşak, Hızlı Yazılar: Hayat İşte

Beklemeyecekmişsin.
İnsanların seni sevmesini, seni kabul etmesini, derslerin güzel geçmesini, başarılı olmayı, hoşlandığının kişinin küçük de olsa bir bakışını, onaylanmayı...
Beklersen gelmiyormuş, gelse de çok mutlu etmiyormuş çünkü zaten o gelene kadar çektirmediği eziyeti bırakmıyormuş.
Ama, ne zaman beklemeyi bırakıyorsun işte o zaman her şey beklenmedik, süpriz oluveriyor bir anda. Hem beklememiş ve o sıkıntıyı çekmemiş oluyorsun hem de olunca mutlu olacağın şeyler seni mutluluk delisi bile edebiliyor.

Selam Sevgili Okur,
(Resim: Beyşehir Gölü)

Ne kadar yoğundu şu son birkaç günüm; önce mevsim alerjim öldürdü diriltti beni, bu arada gezdim de, Beyşehir'e gittim, çok güzeldi, sen de git. Doktora gittim alerji iğnesi bile oldum, heheh o kadar ilerlemiş meret, keçi boynuzu özütü iyi geliyor dediler, bulursam onu da içeceğim. Okul, boş geçiyor geçiyor sonra her şey bir anda toplanıp geliyor. Bir ton işim vardı şu son iki gündür, alerji de yavaş yavaş uzaklaşınca çok kolay olmuyor tabi yoğunluktan çıkmak.


(Resim: Beyşehir Yakamanastır Tabiat Parkı, Atik Yayla Restorant karşısında. Atik Yayla Restorant gerçekten mekan olarak da yemekleri olarak da çok beğendiğim bir yer oldu. Giderseniz sazan balığı yemeyi ihmal etmeyin(Kızarmış sazan balığının kilosu 20 TL, mangal pirzolanın fiyatı 70TL. Pirzoladan pek anlamam ama balık gerçekten iyiydi.)) 

Akşam trafiği berbat, insanlar gerçekten o saatlerde şaşkın şaşkın sürüyor arabalarını. Adamın bir tanesi marketin giriş kısmından çıkmaya kalkışıyor arabasıyla, bense aynı yerden markete girmeye. Trafiği kitlettirti, bir de kadınlar araba süremez derler. Şu kırmızı ışıklar iyi ki var ki trafik duruldu da kazasız belasız çıktım aradan. İnsan pişkin pişkin yaptığından emin olmayacak, kendini sorgulayacak da anlat anlatabilirsen işte.

Hayatı en çok sorguladığım ama belki de epeydir anlamadığım kadar anladığım bir zamandayım. Elimden geldiğince farklı düşünceler okumaya çalışıyor ve kendi yorumlarımı, çıkarımlarımı alıp uygulanabilirliğini test ediyorum ve bu durumdan memnunum. Hayat sandığım kadar zor değilmiş, cesaret edip denemek gerekiyormuş.

Fal makinelerini bilir misiniz? 1 TL atarsınız, elinizi içine sokarsınız ve sonra makine fatura gibi bir çıktı verir size, üzerinde motivasyon sözleri, şanslı numaralar falan yazar. Çok hoş bir alet, ben fal olarak değil de, paralı motivasyon cihazı olarak bakıyorum bu makineye çünkü çok güzel sözler çıkıyor içinden ve motive ediyor beni. Zaten hep derim, benim tek ihtiyacım motivasyon ve bu alet bunu bana çok ucuza sağlıyor :D Bakın son motivasyon çıktım :)

Hayat değişik be arkadaş, yaşıyoruz işte :) Ben şimdi üzerimdeki tatlı yorgunlukla Hayat Şarkısı'nı izlemeye gidiyorum ve sizi Bulutsuzluk Özlemi ile baş başa bırakıyorum. Kendinize iyi bakın efendim :)


"Sözlerimi geri alamam

Yazdığımı yeniden yazamam,
Çaldığımı baştan çalamam,
Bir daha geri dönemem.


Akıyorsa gözyaşım kurumasın,
Coşup seven gönlümse durmasın,
Dost bildik anılarım çağırmasın,
Bir daha geri dönemem.

Hiç bi kere hayat bayram olmadı ya da
Her nefes alışımız bayramdı.
Bir umuttu yaşatan insanı.
Aldım elime sazımı.

Yine aşınca çayın suyu boyunu
Belki yeniden karşıma çıkacaksın.


Göz göze durup bakınca
Göreceğiz,
Neyiz ve nerelerdeyiz,
Bilemiyoruz
Şimdi."

Sevgiler
Kız

11 Mart 2016 Cuma

Gülümseten Bir Anı

2.5 sene önce ben lise 2. sınıftayken okul servisinde bir çocuk vardı, benden 5 yaş küçük. Düşünceleri, hareketleri normalden biraz farklıydı, muhtemelen psikolojik bir rahatsızlığı vardı ama etrafındakiler bunu hiç umursamıyor ve çocuğa deliymiş gibi davranıyorlardı. Ben bu çocuğa iyi davrandığım için de hep benim yanıma oturuyordu, benimle sohbet ediyordu. Bir gün geldi bana ve "Sen çok tatlısın" dedi. Çok gülmüştüm bu lafı duyunca, dalga geçmiyordum tabii ki, onun da dalga geçmediğini biliyordum. Sadece şunu düşünmüştüm; sanırım birinin bana bunu söylemeye cesaret edebilmesi için normalin dışında olması gerekiyor(yazar bu sırada öne düşmüş kafasını kederli bir şekilde sallar :D )
Bu anı nereden mi aklıma geldi? Eski okuluma uğradığımda bu çocukla karşılaştım ve yine o zaman ki gibi gülümsedi bana :D Demek küçük çocukların abi/ablalara karşı duyduğu aşk(daha doğrusu hayranlık) böyle oluyormuş :D Ben de küçükken arkadaşımın abisine aşıktım(hayrandım) ama o hiç farketmiyordur diye düşünüyordum, belki de farkediyordu ve benim şuan anlatırken güldüğüm gibi o da gülüyordur el kadar sıpanın tavırlarına. İnsan bazen her şeyin sadece kendi içinde olup bittiğini sanıyor ama hiç farkında olmadan çevresindekilere küçük anılar bırakabiliyor. Çok garip bir şey bu.

Sevgiler
Kız

9 Mart 2016 Çarşamba

Portakal Soslu Cheesecake -Ayrıntılı Tarif-

Selam Sevgili Okur,
Önceki bloglarımda bloğumun vazgeçilmezlerinden birisi de yemek-tatlı tariflerimdi(özellikle tatlı). 10 yaşımdan beri mutfakta annemden ya da başkalarından öğrendiğim büyük küçük tarifleri deniyorum. Ezbere yemek yapmaya alışacak kadar çok yemek yapan birisi değilim, tatlılar için de aynı durum söz konusu fakat tariflerim yanımda bulunduğu sürece her türlü yapabilirim :) Yalnız, o kadar uzun süredir farklı farklı tarifler denememe rağmen daha yakın zamanda bunları not etmeye başladım. Pek çok tarifi unuttum maalesef ama olsun, yenileri var sonuçta ve şuan not alıyorum hepsini :) Eh, bu kadar gevezelik yeter tariften bahsedeyim biraz.
Cheesecake ve portakal sever biriyseniz bu tarif tam size göre(hadi canım :D ) Yani cheesecake sonuçta bol peynir ve yoğurtlu(ayrıca yumurtalı bu tarif için) bir tatlı ve her damağa da hitap etmiyor doğal olarak. Bu tarifin limonlu halini denemişti annem daha önce ama limonlu olan biraz keskin tatlı oluyor, portakallı tam kararında geldi bize(ev halkı :D ) çünkü ne çok ekşi ne çok tatlı oldu(portakalın kendisine bağlı olarak değişiyor tabi bu durum). Annemin bulduğu tarif çok güzel ama ben kendimce küçük oynamalar yaptım tarifte, yine de orjinal tarifi merak edenler için:
Cheesecake'in malzeme ve yapılış tarifi için tık tık
Portakal sosunun tarifi için tık tık

Hazırlama süresi: Yaklaşık 60 dakika

MALZEMELER:
Taban:
- 1,5 paket kepekl bisküvi(Eti Burçak Klasik kullandım)
- 1 yemek kaşığı tereyağı
(Daha kalın taban isterseniz miktarı arttırabilirsiniz. Ben 2 paket bisküvi ve 1,5 y.k. tereyağı kullandım)

Orta Kısım:
- 300 gr labne(1,5 paket)
- 1,5 su bardağı süzme yoğurt
- 3 adet yumurta
- 1 su bardağı şeker
- 2 yemek kaşığı un
- 1 yemek kaşığı nişasta
- Yarım portakal rendesi(Kullandığınız sosa bağlı olarak ekleyin. Limon sosu ise limon kabuğu rendeleyebilirsiniz. Maksat orta katmandan sosa direk geçiş olmaması. Ben yaparken portakal kabuğu eklemeyi unuttum, öyle de güzeldi tadı)

Sos:
- 2 portakalın püresi
- Yarım portakal rendesi
- 1 yemek kaşığı nişasta
- 2,5 yemek kaşığı toz şeker
- 1,5 yemek kaşığı su
- 1 tatlı kaşığı tereyağ

YAPILIŞ:
Taban:
- Bisküvileri parçala(mutfak robotuyla ya da elle) ve tereyağı ile yoğur.
- Kelepçeli kalıbın tabanına yağlı kağıt yerleştir(sonra kolay çıksın diye) ve tabanı bu karışımla bastırarak kapla.
Orta Kısım:
- Orta kısım için olan malzemeleri blenderın düşük devrinde hava aldırmadan çırpacaksın(cheesecake pişerken çatlamasın diye):
*Labne ve yoğurdu kaba al ve birbirlerine karışmalarını sağla.
*1 yumurtayı kır ve karışıma yedir, sonra diğerleri içinde aynı işlemi sırayla uygula.
*Şekeri dök ve karışıma yedir.
*Un ve nişastayı da ekle ve karıştır.
*Ekliyeceksen rendelenmiş portakal rendesini de ekle ve karıştır.
- Karışımı kelepçeli kalıba her yana eşit dağılacak şekilde dök.
- Kalıbın etrafını alüminyum folyo ile kapla(üstü açık kalıcak) ve su doldurduğun bir fırın tepsisine yerleştir kelepçeli kalıbı. Folyonun maksatı kalıba su girmesini engellemek, su dolu tepsiye koymanın amacı ise cheesecake'in pişerken çatlamasını önlemek.
- 165C 'lik önceden 5-10 dakika ısıtılmış fırında 45 dakika pişir.
Sos:
- Yarım portakalın kabuğunu rendele.
- Dış beyaz kabuğuna kadar soyulmuş portakalları doğrayıcıda püre haline getir.
- Sos tencerene/tavana püre, kabuk, su, nişasta ve şekeri al. Biraz kaynayıp karışım kıvam alana kadar karıştır.
- Ocaktan almaya yakın içine tereyağını da ekle.
- Ocaktan alınca el blender'ı ile karışımı pürüzsüzleştir.

Sos soğuyunca cheesecake'in üzerine dök. Son halini alan cheesecake halen sıcaksa biraz ılımasını bekle ve buzdolabına al. Bu tip tatlılar 1 gün kadar beklediğinde daha lezzetli olur, bilginize :)



Afiyet olsun ^^

Sevgiler
Kız

8 Mart 2016 Salı

Ben ve Aptal Hayat(Sınanıyorum!)

Sadece 2 güne bir yazı yazacağım diye kendi kendime karar almıştım ama dayanamayıp bozuyorum ve yazı yazıyorum çünkü yazmam lazım şuan :D
Selam Sevgili Okur,
Bugün çok zor bir gündü gerçekten. Yani eğer ben bu seneyi sağlam atlatırsam inanın beni kimse başka türlü delirtemez(abarttı) :D
Kimyadan lab dersimiz vardı bugün ve aferin bana derse geç kaldım(10 dakikacık yaa) ama kurtardım kurtamama da lab takımımdaki arkadaşım 20 dakika geç kalıp gelince de deneyi allak bullak edince sinirlerim zorlandı. Bir yandan hocalar deneyi çabuk bitirin diye acele ettiriyor(halbuki süremiz vardı daha), diğer yandan o çok geç kalan arkadaş deney tüpünü kırdı ve ısıtma suyuna kimyasal karıştırdı, diğer bir arkadaşım 2. defa elime kimyasal damlattı. Gelecekte kimyasaldan dolayı elinin yarısı olmayan deli bir moleküler biyolog olarak yazacağım bloğuma sevgili Okur(yine abarttı) Kıza defalarca dedim dikkat et şu kimyasallara diye bugün ne dedi bana biliyor musunuz "Ne olacak yiaaa, geçen de benim defterime damladı bir şey olmadı". Hey canım sen insan eliyle defteri bir mi tutuyorsun?!?!?!?!? Deneyin sonucu da hatalı çıktı bir de hocaların acele ettirmesi sağolsun! Ahh, yemin ederim sinirlerim nasıl zorlandı bugün anlatamam.
Sonra dersimiz edebiyattı, elime kimyasal damlatan arkadaşım sunum yapacaktı. Süper zekalı kişi sunumu bilgisayarına kaydetmemiş, dün gece yazdığı halini bilgisayarda muhafaza etmek için bilgisayarını kapatmadan gelmiş okula. Bende dedim ki(ne burnumu sokuyorsam) "Kaydet bilgisayarına, bak yanlışıkla silersin. Ver ben kaydedeyim." ve eveeet doğru tahmin, SİLİNDİ! Nasıl mahcup oldum, neyse ki bir kısmını önceden kaydetmiş de üstünden eklenecek yerleri ekleyerek düzeltmeler yapmasına yardım ettim ve defalarca özür diledim. Sonra oturdum düşündüm, kız elime kimyasal damlattığı için mahcup olmazken ben onun sunumu yanlışıkla sildiğim için nasıl üzüldüm. Sonra bir gülme geldi, siz anlayın...
Ya birde bir şey soracağım. Kaç gündür aklımdan çıkmıyor. Şu benim hoşlandığım çocuk var ya Mavi Gözlü Lecter. Şimdi o ygs'ye girecek bu hafta sonu. Ona mesaj atıp atmama konusunda çok kararsızım. Bulunduğum şartları da anlatayım size. Bu çocukla 2 sene önce beraber bir münazaraya katıldık ve o zaman çok samimiydik, bir süre sonra facebook'tan konuştuk ama bu sonra hem facebook'unun hem instagram'ını sildi dolayısıyla bağlantı kurabileceğim hiçbir yer kalmadı onunla. Daha önce de bana yanlış geldiği için numarasını da istememiştim münazara döneminde ama kardeşimde onun numarası var(arkadaşlar kardeşimle), bir şekilde numarayı alırım ama mesaj atmak konusunda ne yapacağım bilmiyorum. Mesaj atayım ama of işte burada tıkanıyorum. Çocuğun benden hoşlanıp hoşlanmadığını bile bilmiyorum. Offf, neyse yaa mesaj atmayacağım. Çok salak bir pozisyonda görüneceğim yoksa...
Şarkı için Drama'ya teşekkürler(Drama'nın bloğu için tık tık)


Sevgiler
Kız

7 Mart 2016 Pazartesi

Şubat Ayında Okuduğum Kitaplar(Sadece iki kitap eheheh)

Selam Sevgili Okur,


Kitaplığımda bir sürü kitap birikince kendime doğru düzgün hedefler koyup bu kitaplığı eritme kararı aldım. Eh, çok hızlı gittiğim söylenemez çünkü epeydir yeterli miktarda kitap okumuyordum ve okuldu kurstu derken de şuan öyle devasa boş vaktim yok ama işte fırsat buldukça okuyorum. Kitaplarımı okudukça da belirlediğim bir deftere kitap hakkında bilgi ve yorum yazıyorum. Yani şuan yapacağım o deftere yazdıklarımı buraya aktarmak olacak :)
(Üşenmediğim bir zaman kesinlikle kendi çektiğim fotoğraflarla yayınlayacağım kitap postlarımı :D )

H.P. Lovecraft - Bilinmeyen Kadath'a Düş Yolculuğu
Tür: Roman
Yayın evi: ALFA
Sayfa sayısı: 167
- Randolph Carter kitap boyunca, elinden alınan Gün Batımı Kenti'ni istemek için Tanrılar'a yalvarmaya Bilinmeyen Kadath'a doğru olan bir yolda. Bu süreçte olan olayların hepsi ise Carter'ın rüyalarından ibaret ve aslında Gün Batımı Kenti düşler diyarında bir yer değil, Carter'ın gerçek hayatındaydı(spoiler değil, kitabın arka kapağında da bundan bahsediliyor :D )
- Kitabı %50 sevdim. Oldukça uzun betimlemeleri vardı ve betimlemelerinde de fazlaca "çirkin, güzel" gibi göreceli kelimeler kullanarak betimlemeyi ayrıntılıdan çok, belirsiz bırakmıştı. Yani, örnek vermek gerekirse "kurbağa benzeri çirkin yaratığın iğrenç kıvranışları" benzeri tanımlamaları var bence betimleme olarak biraz havada kalmış.
- Aslında bu kitaba başlarken beklentim çok büyüktü çünkü yazar kendini Edgar Allan Poe'nun varisi olarak tanımlamış ama maalesef ben tarz olarak Poe ile bir bağlantı kuramadım. Belki bunun sebebi Poe'nun bütün hikayelerini okumamış olmamdır, emin değilim.
- Kitapta en çok ilgimi çeken nokta "birilerinden bir şey istemek ve isterken dikkatli olmak". Carter, birilerinden bir şey isterken hiç çekinmiyor ve bence bu belli bir düzeyde olması da gerek ama belki ulu orta değil de daha gizli saklı olması gerek bu durumun çünkü başına ne geldiyse bu ulu orta niyetini söylemesinden dolayı geliyor.

Puanım: 3/5


Cengiz Aytmatov - Beyaz Gemi
Tür: Roman
Yayın evi: Elips
Sayfa sayısı: 144
- Orman bakım evlerinde teyzesi, gaddar eniştesi(Urazkul), dedesi(Mümin), dedesinin karısı, Seyit Ahmet, Gülcemal ve kızı ile yaşayan yetim bir çocuğun kısa hikayesi. Balık olup Beyaz Gemi'ye ulaşmak istiyor.
- Kitabı sevdim ama sonu beni memnun etmedi, tamamen duygusal sebeplerden kaynaklı :D
- Urazkul'un aldığı hediyelerin karşılığını ödemek zorunda kalması, yetişkinlerin karşılıksız iş yapmadığına kanıt niteliğinde.
- Kitapta Geyik Ana hakkındaki son olay yetişkinlerin inançlarına sadakatsizliğini ve çocukların(ayrıca çocuk gibi saf olanların) inançlarına sımsıkı bağlı olduklarını hatta bu sebeple bunalıma bile sürüklenebildikleri görülüyor.

Puanım: 5/5

Not: Cengiz Aytmatov'un Kırgız olduğunu ve kitaplarını da Kırgızca yazdığını bilmiyordum hatta bu sebeple kitaplarının çeviri olduğunu da. Güvendiğim bir kitapçıdan aldığım bilgiye dayanarak Aytmatov'u Ötüken yayınlarından Refik Özdek çevirmenliğinde okumanın daha sağlıklı olacağını söyleyebilirim. Benim elimde sadece Elips yayınlarına ait kitabı olunca direk onu okumuştum ama Aytmatov'un diğer kitaplarını okuyacağım da bu yayını bir daha tercih etmeyeceğim.



Sevgiler
Kız

5 Mart 2016 Cumartesi

Hata Nerede?

Ayy, ne kadar çok okunacak blog birikmiş. İki gün boşlamaya gelmiyorsunuz yahu :D Neyse kısım kısım okuyacağım artık :)
Selam Sevgili Okur,
Çocuklar söz konusu olduğunda çok saf ve hatta belki biraz salak olabiliyorum sanırım. Yetişkinlere gram acımıyorum ama çocuklar farklı işte. Sokakta çalışan bir çocuk, gariban görünümlü bir çocuk gördüm mü dayanamıyorum. Benim kardeşlerim canlarının istediği her şeyi yiyebilirken bu çocukların öyle bir lüksü yok diye düşünüp bir şeyler alıp çocukları mutlu etme çabalarına giriyorum bazen. Ancak bu çabalarım birkaç defa çok rahatsız edici bir şekilde sonuçlandı ve bu sebeple artık pek elim gitmiyor bu tarz şeyler yapmaya çünkü karşılaşma olasılığım olan hayal kırklığından korkuyorum. Mesele geçenlerde sokakta oturan birkaç Suriyeli çocuk gördüm, kıyafetlerinden az çok belliydi durumları. Aynı yerden tekrar geçeceğim için geçmeden önce oradaki çocuk sayısı kadar çikolata aldım ve çocuklara verdim ama verirken öyle bir izdiham yaşattılar ki. Çikolata alan cebine atıp "Ben almadım abla" demeye başladı, birkaçı yeni çocuklar çağırdı, hepsi resmen üstüme üşüştü. Ya diyorum ya, çocuklar söz konusu olunca çok saf oluyorum diye. Ben o sırada tamamen bütün iyi niyetimi su yüzüne çıkarmışken böyle bir durumla karşılaşınca afalladım. Aralarında o çikolatayı bölüşerek yemeyi düşünmeyip mümkün olabildiğince çikolata edinmek çabasına giren çocukların bir anda yetişkinlikleri canlandı gözümde ve bu çocukları yetiştiren ana babaları. Bu çocuklar ileride nasıl olabilirdi ki başka? Tamam, savaştan geldiler ve o psikolojiyi tamamen anlamam mümkün değil ama bilmiyorum. Bir yerde bir hata var. Savaştan gelmiş olup da bunu yapmayan o kadar çok çocuk oldu ki, zaten bu çocuklar böyle bir şeyi yapan ilk defa karşılaştığım mülteciydiler. Bu hareketlerinin suçlusu bu çocuklar değil, yetişkinler ama bu karakter o çocuklarda ya kemikleşirse? Annem de yanımdaydı o sırada, "Her ülkenin farklı çeşit insanı var. Kimisinin ailesi hak değerlerine çok önem verirken, kimisi için bu konunun hiçbir kıymeti yok dolayısıyla çocukları da bu şekilde yetişiyor." dedi. Sonra aklıma 2011 tsunami felaketinden sonra Japonların erzak sırasındaki fotoğrafları geldi, kimse üst üste binmiyordu.
Ya bizim ülkemizde saçma sapan bir alışveriş için bile millet birbirini çiğniyor biliyorum, zaten olay uyruklarla da alakalı değil. Sadece anlayamıyorum, neden insanlar bu denli bencil oluyorlar bir de çocuklarına bu pis huylarını aktarıyorlar. Olayların dinle hiçbir alakası yok çünkü din sadece lafta kalan bir şey. Sadık birkaç inanan örnek gösterilerek diğer herkes kendi açıklarını yamalıyorlar o kadar. Dünyadaki bazı dertlerle uğraşırken insan dinine tamamen bağlı kalabilir mi? Dinler her şeye çözüm olabilir mi? Hiç sanmıyorum. Pek çoğu üstü kapatılmış, var olmayan cevaplarla dolu dinlerin hepsi, gerekirse "aklımız yetmez" der geçerler işte. Ama öyle sorunlar var ki üstünü kapatınca yanığın üstünü kapatmakla aynı şey oluyor; içten içe yanıyor, iltihaplanıyor ve kemiğe dayanıyor. Kemiğe dayanınca da din min kalmıyor arkadaş, çünkü insan deliriyor. Japonlar ağırlıklı olarak şintoist, geri kalanları budist, ateist, aralarında az çok hristiyan da var, belki yok denecek kadar da diğer dinlerden insanlar. Şimdi kim kalkıp da bu Japonların hareketinin dinlerinden kaynaklı olduğunu söyleyebilir bana. Allah bilir kaçı tam anlamıyla dinlerine sadıktır. Herkesin kusurları var elbet, Japonların da var(Japonculuk yapmaya çalıştığım falan sanılmasın lütfen) ama ben özellikle bu konuya takılı kaldım şu aralar ve bu yüzden özellikle bu örnek üstünde duruyorum.
Çok yanlış anlıyoruz bence biz bu dünyayı, yaratıcının mesajlarını. Çok kısır bakıyoruz lanet olsun ki. Bir çocuğun karakterini bile bozabiliyoruz işte, daha ne örnek arıyorsunuz ki.
Of işte.


Sevgiler
Kız