29 Eylül 2016 Perşembe

Sosyal Mevzular #1 Kalıplar


Kalıplar. İnsanları sığdırmaya çalışmanın bir manası olmayan yegane şeylerdir. Bir insanı dolaba, bir koliye hatta bavula bile sığdırılabilir ama kalıba sığdıramayız. Çünkü insanların içinde dışından görünen hacminden kat be kat büyük bir şey var. İnsanlar bunu adlandırmakta tek bir fikre sahip değiller; kimine göre ruh kimine göre öz olan bu soyut ama var olan yapıyı dıştan bakarak gözlemlemek mümkün değil, deneyle analiz etmek ya da ne bileyim kişiye anket doldurtarak falan da kesin bir sonuca ulaşmanın da imkanı yok.
Bu soyut yapıda olan bitenler maddi yapımıza(vücudumuza) tamamen olmasa da yansıyor ve diğer insanlar bu yansıyanın aslında o özün ta kendisi olduğunu sanıyor, ancak bunu kendi çaplarında yorumlayarak anladıkları için genelde sanmakla kalıyorlar. Kalıplar, damgalar burada ortaya çıkıyor. Yanlış anlanan öz, hızla yorumlanıyor ve damgalama, kalıplama işlemine sokuluyor: Aksi, olgun, zayıf karakterli, yardımsever, asi, yavşak, orospu, dürüst, olgunlaşmamış, laylaylomcu vs. Fakat bu kalıplar o özü ne kadar yansıtıyor ya da yansıtıyor mu?

İnsanların özünü damgalamaz, kalıba sokmazsak onlar hakkında düşüncemiz hiç mi olmamalı? Hayır, elbette kişiler hakkında düşüncelerimiz olacak yalnızca unutmamalıyız ki düşüncelerimiz sadece bizi ilgilendirir. Basit bir şekilde damgalama yapmak insanda ön bir yargının oluşmasını sağlar ve böylelikle ilişkiler kurmaya başlarız birbirimizle ancak ne zaman bu ön yargılarımızı dillendirip başkalarında da durduk yere yargılar oluşturmaya başlarız, işte o zaman problemler doğar. Unutulmaması gereken içteki özü anlamamız için o kişiye dıştan bakmamız yetmez, o kişiyi daha derinden tanımaya çalışmamız gerekir.

-----------------
-----------------

Not: Nietzsche okuyorum şu aralar(Ecce Homo) ayrıca Italo Calvino da okuyorum(Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu). Bol bol felsefik şeyler okumaya çalışıyorum. Sorguluyorum. Ha bir de ders çalışıyorum.

Sevgiler
Kız

12 yorum:

  1. Merhaba,

    Kaç yetişkini, eğilmiş ve yere odaklanmış bir şekilde karıncaların geçişini izlerken görebiliriz? Muhtemelen o yetişkinler bir zaman çocukken karıncaları belki şaşkınlıkla belki hayranlıkla seyrediyorlardı. Büyüdükçe birçoğumuzun dünyası küçülüyor. Ölçek kavramında değişimler gerçekleşiyor. Karıncaların yanında boyutsal olarak "çoğaldıkça" onları göremez hale geliyoruz. Bir yerden sonra onlara ve yerdeki(belki havadaki) "şey"lere "böcek" deyip geçiyoruz. Mesela çiçekler de öyle. Hepsine "çiçek" diyoruz; ama biraz yaklaşıp bakınca(görünce) inanılmaz ve sonsuz bir zenginlikle karşılaşıyoruz. Buraya kadar birinci kısımdı. İkinci kısımda yetişkin insanın kendine yakın(uygun) "şey"leri nasıl gördüğünü düşünüyorum. Örneğin masa. Dört ayaklı ve tablalı bir "şey"i görünce hemen "masa" diyebiliyoruz. Bir çocuğun bir masanın üstüne çıkması galiba bir yetişkinin bir apartmanın çatısına çıkmasındaki etkiyi yaratır. Yani o çocuk için o masa artık bildiğimiz masa olmaz. Veya o "şey"in üstüne iki tane ritmik el konduğunda onun bir müzik aleti olması işten bile değil. Ama genel olarak çoğumuz o dört ayaklı üstü tablalı "şey"e "masa" deriz. Üstelik bu betimleme bir "sehpa"ya da gayet uygun. Üçüncü kısma geçerken sanki "korsan blog" yazıyormuşum gibi hissediyorum. Çünkü "yorum" denilen "şey" kısa olur; öyle bir kalıbı vardır. Kalıplaştırmadığımız bir şey var mı? Galiba algılayışımız da bununla ilgili... Birtakım yaşanmışlıklar (bizim veya başkalarının) çeşitli insan tipleri tanımlıyor. Sonra belki sadece 20 saniye iletişim kurduğumuz bir insanı o kısa bile sayılamayacak zamanda duyu organlarımızla "görebildiğimiz" ölçüde değerlendiriyoruz. İnsanlar olarak birbirimize pek zaman ayırmıyoruz. Sanki Instagram'da çeşitli görüntülere bakar gibi bir hızla yaşıyoruz çevremizdekileri... Sevdiklerimizin üstüne iki kere tıklayıp "kalp" çıkarıyoruz, sevmediklerimizi ya görüp de saymıyoruz ya da görüp de bir daha görmemek için yok sayıyoruz. Herhangi birine veya herhangi bir şeye yeterince zaman ayırmamak kalıplaştırıyor belki de... Yoksa karınca ile uğur böceği farklıdır, papatya ile portakal çiçeği farklıdır, tek yumurta ikizi iki kardeş de farklıdır ve hepsi değerlidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      En sevdiğim yorum tipi uzun yorumdur biliyor musun? Hangi blogger sevmez ki :))
      Büyüdükçe sığlaşan insanlardan olmak istemiyorum bu sebeple elimden geldiğince insanların eleştirilerine kulak tıkıyorum çünkü nerede çok eleştiri oluyorsa orada sığlıkta derin düşünenler oluyor. Böylelerinin eleştirileri insanı sığlaştıran yegane sebep bence.
      Instagram benzetmen cuk oturmuş bu konuya. Hızlı yaşayan, yüzeysel insanlar o kadar çoğaldı ki.
      Kalıplar konusunu epeydir düşünüyordum, bugün Valar Morghulis'in bloğunda Küçük Prens yazısında gördüğüm birkaç söz bu yazıyı yazmama neden oldu:
      "İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez"
      "İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur."
      Bu arada tekrar söyleyeyim yorumun beni çok mutlu etti :)
      Sevgiler

      Sil
    2. Uzun yorum da zaman ayırmak anlamına geliyor. Kendine zaman ayrılmasından herkes memnun olur; sadece blogger'lar değil :) "Yorum yazmak için yorum yazmak" da zaman ayırmak ama bilemiyorum sanki öyleleri biraz daha "ticari" bakıyorlar ve karşılarındakini adam yerine koymuyorlar... Eleştiri iyidir, eleştirebilme becerisi herkeste yok ama eleştiri beceriksizlerinin bile kişiye katkısı olabilir... "Küçük Prens" değerli bir kitap; iki alıntıyla şu sanal sayfaya olumlu etkisini getirdi :) Yorumum mutlu ettiyse sevindim :)

      Sil
    3. Yorum ve altında barındırdığı mana :)
      Eleştiriyi ben de severim ama 7/24 eleştiren, eleştiriyi abartan insanlardan haz etmiyorum. Tabii ki insan isterse her durumdan kendine bir ders çıkarıp lüzumsuz eleştirmenlerin sözlerini de yarara dönüştürebilir ama insan her zaman bu kadar iyimser olamıyor maalesef.
      Önemli bir kitap Küçük Prens :)
      :)

      Sil
  2. şimdi bu koskoca yazıdan bunu anladın len gibi olacak ama italo calvino diyecektin galiba diyeyim :D (bir kış gecesi eğer bir yolcu)

    bu meseledeyse bence biz insanlar da kendimizi bir kalıba sokuyoruz, mesela kimlik dediğimiz şeyler de bir tür kalıp değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neden öyle olsun yahu :D Yanlış yazmışım, yazıyı yazarken kafa Paulo'ya gittiyse demek :D

      Öyle tabii. Aslında bir şeyleri adlandırmaya ihtiyaç duyuyoruz sanırım. Geçen sene Türk Dili dersinde dilin doğşunu konuşurken tartışmıştık buna benzer bir konuyu. İnsan için bir şeyin var olmasını dil sağlıyor çünkü onu adlandırıp ifade edebilmesi beyinde yer edeceği anlamına geliyor. Aynı şekilde kendimiz içinde geçerli bu. Kendimize "ben" diyoruz, öyle demezsek ismimizi söylüyoruz, mecbur kalıyoruz kendimizi anlatmamız gerekiyor ve bunun için tanımlar, kalıplar kullanıyoruz, sonra da bunları benimsiyoruz. Aslında tüm bu durumlar insanların topluluk halinde yaşamasından kaynaklı bence çünkü sanırım topluluk belirsizliği kaldıramıyor, doğru ya da yanlış olması önemli olmayan bir belirliğe ihtiyaç duyuyor.

      Sil
  3. Aslında insanın kendini soktuğu kalıplar hep çevreden kaynaklanıyor. :) Misal bazen ben hiç olmadığım bir insan gibi davranıyorum karşımdaki herhangi biri yüzünden. Bunun sebebi insanların seni aslı olduğun kalıpta beğenmemeleri ve boş eleştiriye maruz bırakarak insanın kendisinden soyutlanmasını sağlamaları. Gün geliyor kendi kalıbıma bile sığamıyorum. :) Bunun en önemli sebebi çevre faktörü. Yorumlarını okurken de kendi ismimi görünce benimde bir alıntı yapasım geldi Küçük Prens'ten. ''İnsanların arasında da yalnızdır insan. Arada pek fark yoktur.'' :) İnsan eleştiri yaptığı konuda da ilk önce kendini sınamalı. Bir diğer alıntı: ''Kendini yargılamak, başkalarını yargılamaktan daha güçtür.
    Kendini yargılayabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.'' Günümüzde kaçımız başkalarına müdahaleyi bırakıp da kendimizi eleştiriyoruz? Muhtemelen her 5 kişiden sadece biri yapıyordur. Ön yargılara gelince sanırım insanların üzerinden atamayacağı en muhtemel durum. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Topluluklar olarak yaşamasaydık muhtemelen kalıplara hiç ihtiyaç duymazdık :)
      Alıntılar çok güzel :)
      Keşke herkes önce kendi kendini eleştirebilse.
      Ön yargılardan sıyrılamayız çünkü kimi zaman insanı tehlikeden koruyan da ön yargılarımızdır :)

      Sil
  4. damgalamadan etiketlemeden tasnif etmeden, bölüp ayırmadan, yargılamadan, ötekileştirmeden tanımlayamıyor, tanıyamıyor kendisi de iki ayrıksı lobdan oluşan beynimiz ve ve sığ kanaatleri...
    bebekler gibi, çocuklar gibi baksak her şeye. Asıl saflık oralarda bir yerde gizli sanki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Saflık, iyilik çocuklar gibi temiz düşünmekte ama bunu bu dünya şartlarında yetişkinler yapmaya kalksa harcanıyor maalesef :(

      Sil
  5. Psikoloji yeni bitiren bir arkadaşım var , bizde merak edip soru soruyoruz , sen şimdi psikoloji bitirdin mesela biri ilk gördüğünde nasıl biri olduğunu anlıyormusun diye . O da her insan başka bir alemdir, sanki açıldıkça , büyür diyor , ki bir insana dair hemen bir sonuca varmak yanlıştır diyor . Birini bir kalıba sokmak onun hakkında tek bir şey düşünmek ve bunlar da hakaretse bunu düşünen yapıda ciddi bir sorun var demektir .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle bir problem vardır hakaret boyutunda düşünenlerde. Hakaret boyutunda olmadığı sürece kalıplar, ön yargılar insanın hayatını kolaylaşmasını sağlayabiliyor, tabii düşüncemizi kendimize sakladığımız sürece :)

      Sil