8 Aralık 2016 Perşembe

Sosyal Mevzular #4 Yalan

Nedense bu yazıyı İngilizce yazasım geldi ama yok yani İngilizce ile hiç felsefe parçalayıp sosyal mevzular üstüne serpiştiremeyeceğim, sözlükle uğraşamam o kadar :D 

"Doğru olmayan, gerçeğe uymayan söz, kıtır." demiş TDK yalan için. Yalanın insana verebileceği zararları ya da toplumsal açıdan tehlikelerini falan anlatmayacağım bugün, herkes az çok biliyor bunları zaten; yalanın yararlı bir yanını keşfettim ama alternatifi uydurabilir mi acaba? Bunu soruşturacağım ama her şeyden önce genel bir girizgah yapalım, benim yalanla aramdaki bağdan bahsedelim, sonra felsefeye, topluma, sosyale bağlarız.

Hatırladığım ilk yalanım küçükken 5-6 yaşlarında hayallerimi gerçek gibi anlatışımdı. Sihirli değneğimi, komşumuzun pembeli güzel eşyaları olan kızını ve kafamdan kurduğum ama hiç yaşamadığım anılarımı gerçek gibi anlatırdım arkadaşlarıma, onlar da inanır, heyecanlanırlardı. Onların anlatıkları da benim anlatıklarıma oldukça benziyordu ve onların da yalan olduğuna adım gibi emindim. O zaman yalanın kötü bir şey olduğunu bilmezdim, eğlenceli hikayelerdi benim için tüm anlattıklarım. Yalanla başım belaya ilk defa o dönemlerde girdi; babama yalan söylemiş ve hesabını acı ödemiştim ama halen yalanın kötü olduğunu düşünmüyordum pek, yine de uzun bir dönem hiç yalan söylemedim. Hatta dürüstlüğümden yetişkinler bıkar olmuştu; "çocuktan al haberi" olayı trajikomik anlar yaşatmıştı yalancı yetişkinciklere. O dönemlerde de dürüstlüğün kötü bir şey olduğunu öğrendim ve bir gün başım sıkıştığında korkumdan dolayı yalan söyledim ve yine babamaydı bu yalan. Eh, yalan söylemeyi beceremeyen kendi çocuğunu tanıyordu ve yine aşırı bir azar yedim. O günden sonra ciddi anlamda başım belaya girmediği sürece yalan söylemeyeceğime söz verdim kendime. Başım bazı belalara girdi tabii. 10 yaşımdayken, aptal kuzenim sevdiğim çocuğu bütün aileye anlattığında yalan söyledim, babam basit bir olaya aşırı tepki verdiğinde yalan söyledim ama bu yalanlar 5'i 10'u geçmeyecek kadar azdı. Yaşım biraz daha büyüdü ailesel sorunlar oluşmaya başladı, meraklı el hadsizce sorular sorup durdu koca koca yalanlar söylemek zorunda kaldım. Tiksiniyordum yalan söylemekten ama tüm bunlarda da mecbur kaldığım gerçeğini inkar etmeyeceğim. Genelde soru sorulacak ortamlardan kaçtım ya da lafı dolandırıp konuyu başka yöne çektim sırf yalan söylememek için ama bunlar da bir yere kadar iş görür oldu; her zaman o kadar kıvrak düşünemiyor insan, boş anına geliyor ya açıkça gerçeği söylüyor ya da yalana başvuruyor. Yalanın kötülüklerin en büyüğü olduğunu halen kabul ediyorum(geniş çaplı düşününce), aile arasında dürüstlüğün gerektiğine de halen inanıyorum ama tüm bunların dışında bazı kullanımlarının gerekliliğine de inanıyorum, özellikle de hadsizce soru soranlara karşı ama bu düşüncem henüz temellenmemiş bir düşünce.

Yalan hakkında ilgimi çeken 3 farklı düşünceden bahsedeyim:

-Şu dünyada tanıyabileceğim en iyi niyetli insanla arkadaşlık yapıyorum sanırım. İyi niyeti saflık boyutuna kaymış durumda çünkü hemen herkese o kadar kolay güveniyor ki. Safi bir dürüstlükle sorduğunuz hemen her soruya cevap verebilecek birisi. Bütün insanlara iyi davranmak gerektiğinden, birine duyulan sevgiyi hemen belli etmek gerektiğinden, insanların içlerinde öyle çok ciddi bir kötülük barındıramayacağından bahsedip duruyor bu arkadaşım.(Hoş, son zamanlarda bu düşüncesinde değişime yönelmesine sebep olabilecek bazı olaylar yaşadı ama halen iyi niyetini muhafaza ediyor.)

-İki lafından ikisinin de yalan olabileceğini hissettiğim bir başka arkadaşımsa bir ortamda kendisiyle tanışmaya çalışan çocuğun bütün sorularına yalan cevaplar verdiği bir anısını anlatmıştı geçenlerde. Açıklamasıysa "Neden hadsizce soru soran birisine doğru bilgiler vereyim ki." idi. "Girdiğim her ortama aklımda alternatif bir kimlik yaratarak giriyorum" diye de eklemişti buna.

-Osho'nun Cesaret isimli kitabını okudum geçenlerde. Kitapta, yalan söyleyenlerin zihninin dürüslerinkinden daha gelişmiş olduğunu çünkü söyledikleri yalanı, nerede ve kime söylediklerini hatırlamak zorunda oldukları yazıyordu. Yalancılığın korkaklıktan geldiğini, korkulara meydan okuyup dürüst olmaya çalışmaktan bahsediyordu kitap.

Safi dürüstlük, safi yalan ve yalana meydan okumak. Hangisine yakınsın diye sorsan cevabım: Hiçbiri.

Safi dürüstlüğün başa bela açma olasılığı çok yüksek, sınırından çok fazla geçtiğim bir durum bu ve inanın insanı deli gibi strese sokuyor.

Safi yalan ise safi dürüstlükten daha tehlikeli çünkü dürüstlükte neyden bela geleceğini az çok hissedebilirken, yalanda belanın nereden geleceği nasıl geleceğini insanın ruhu bile duymayabilir ve tabii başka türlü de sıkıntıları var.

Yalana meydan okumaksa lüzumsuzluk. Bu düşüncenin safi dürüstlüğe oldukça yakın olduğunu düşünüyorum.

Peki, benim düşüncem ne?

Yalan söylememek uğruna gerçeği gizlemek.
O nasıl oluyor dersen de şöyle açıklayayım: Birinin sorusundan rahatsızlık mı duydun? Kişisel sınırlarının çiğnendiğini ya da sadece karşı tarafın haddini aştığını mı düşündün? Soruya soru ile karşılık vermek("Neden soruyorsun bu soruyu?" gibi), konuyu başka konu ile kaynatmak, yuvarlak cevaplarla geçiştirmek ya da direkman duymazdan gelmek yine de en güzel yöntemler sanırım. Bütün insanların bir duygu dünyası olduğunu ve bu sebeple insanlara kötü davranmamak gerektiğine inansam da karşı taraf eğer benim duygu dünyamı ve sınırlarımı hiçe sayıyorsa duymazdan da gelinebilir o kişi pek tabii. Tabii bunları yapmadan önce soruyu duyunca biraz düşünmeye vakit ayırmak gerek, lap diye lafa atlamamak ve panik yapmamak gerek. İşin sıkıntısı bunu halen uygulamaya geçememiş olmam ama denemeye devam edeceğim ve eminim başaracağım da. Ona buna yalan söyleyerek kendimi lüzumsuzlardan koruduğumu sanmaktan ya da olduğu gibi bütün gerçeği söyleyerek insanların hepsinin iyi niyetine güvenmekten daha gerçekçi bir çözüm gibi geliyor bana bu.

Benim aklıma gelenler bunlar. Var mı senin de bu konuda söyleyeceklerin? Varsa duymak isterim çünkü halen gelişme sürecinde olan düşünceler bunlar. Sonuçlandırabilirim belki bir gün.


Sevgiler
Kız

16 yorum:

  1. Söyleyene değil söyletene bak diye düşünürüm hep. Yetiştirilme şeklimiz gereği mecbur kalıyoruz yalana. Çünkü söylemeye kalksan ya evden izin çıkmayacak yada azar işiteceksin. Bunun yerine yalan söylemek daha caziptir. Ve en çok yalanı ailemize söylüyoruz. Bunun dışında yalan söylemek istemiyorsak aynı zamanda sıkıntıya da girmek niyetinde değilsek en güzeli sorulan soruya cevap vermemek yada susmak. Ben öyle yapıyorum şahsen.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Küçüklüğümden beri hep "yalan, gerçekten daha fazla kötülük getirir insana" sözünü duydum. İster istemez yalandan nefret ettim bu sözden dolayı. Nefret etmek tek başına yetmiyor ama maalesef. Gerçekten bazen mecbur kalabiliyor insan yalana. Yine de yeterince düşünmeye fırsat olan durumlarda yalana bir alternatif bulunmak ya da bunun için çabalamak içimi rahatlatmıştır hep.

      Düşüncenizi paylaştığınız için teşekkürler :)

      Sil
  2. Seinfeld adlı çok severek seyrettiğim bir dizi vardır, hâlâ aklıma geldikçe bölümülerini youtube'dan bakarım. Orada da George adlı, düzenbaz, yalancı bir karakter vardı. Tuhaf ki, George'u diğer karakterlerden çok daha fazla sevmiştim tüm seride, hatta favorimdi. Bir bölümde arkadaşı izlediği bir diziyi 'seyrediyorum' demekten çekindiğinden, kız arkadaşına seyretmiyorum demişti ve polis olan kız arkadaşı da yalan makinasına bağlayalım seni, anlarız demesi üzerine George'dan tavsiye almak için gitmişti. O an George şunu demişti 'inanırsan yalan olmaz.' Cesaret kitabı hakkında dediğini okuduğumda aklıma George karakteri geldi.
    İnsan yalan söylemek istemese de, kimi durumlarda mevcur kalabiliyor. Gerçi son birkaç senedir ilgisiz kalmayı kendimce çözüm olarak buldum. Zira insanın söylediği yalan, yahut sakladığı gerçek er yada geç bir gün ortaya çıkabiliyor. (acı deneyimler yaşayan Riv*) ve dahası bende birinin bana yalan söylemesi yahut benden birşey saklamasını istemem. Tabii şahsiyse can kurban, genelde milletin özel hayatına dadan tiplerden olmadığımdan beni alakadar etmez. Nitekim diyecek olan zaten söyler. Her neyse, biraz fazla mı ne konudan sapıyorum. Demem o ki, kendim hakkımda ki birşeylerin insanların benden saklaması hoşuma gitmiyor. Ve benim de onlardan saklamam. Bu sebeple çözümü yada ilgisizlikte, yada başka birine 'konun asıl sahibine' paslamakta buldum. "O ne mi dedi? Bana neden bunu soruyorsun? A kişisine desen? Olmadı B'ye de. Alfabe güzel, bol, bol harf var" gibisinden...

    Şu konuyu saptırma olayını denemedim bak. Onu da bir deneyeyim. Bir de senin koyduğun şu müzikleri arşivlemeye başladım! Geçenlerde eski konularda koyduklarını falan da bilgisayara indirdim. Gerçekten tercihlerin hoşuma gidiyor. Yazıyı okurken ayrı bir keyif veriyor. ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzun yorumları okumaya bayılıyorum yahu. Hatta tam kafamı vererek cevap yazabileyim diye genelde en uzun olan yorumları sona bırakıyorum :D

      Yalan ve inanç konusu kesinlikle bütünlük halinde. Bir insan bir yalana kendini inandırırsa işte o zaman profesyonel yalancı oluyor :D

      Zaten şahsi olmayan konularda insanlar neden yalan söylüyor halen çözemedim. Dur bakalım, belki bir gün onun da açıklamasını dinlerim birilerinden :D
      Paslamak candır, gerisi heyecandır :D

      Dene, işe yarıyor. Soruya yarım ağızla cevap verip hiç beklemeden yeni konu açmak. O kadar çok kişide gözlemledim ki bunu. Halen uygulamada sıkıntı çekiyorum ama olsun, işe yarıyor yine de :D

      Özellikle eklediğim şarkılar hakkında gelen yorumlar beni çok mutlu ediyor biliyor musun Riv :)) Tamamen karışık bir müzik zevkim olduğundan dolayı genelde dinlediğim şarkıların çok azıyla uyum yakalayabiliyorum insanlarla. Bu kadar yüksek uyumu sağlayabildiğim nadir kişilerdensin, sağol :)

      Sil
  3. Ben de sana katılıyorum şu an için, kim bilir değişir belki bir gün.
    Alternatif kimlik olayını saçma buldum o arkadaşın. Yalan söylemekten çok şizofreni veya kişilik bozukluğunu hissettiriyor bana.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki.
      Sıkıntılı bir durum çünkü o kişiyle daha ciddi bir ortamda karşılaşmak demek, senin önünden yürüyecek olan "yalancı" namı demek. Sıkıntılı bu sebeple. Her şeyin alternatifi vardır. Bu durumda da alternatifler uydurulabilir pek tabii ama daha emekli olacağı da bir gerçek. İnsanlar genelde kolay olanı yapmaya meyilli olunca da yalanın popülaritesi ister istemez bu kadar yükseliyor işte :D

      Sil
  4. Yanıtlar
    1. Ben de görünce şaşırmıştım. Kıtır kelimesinin böyle bir anlamı da varmış demek :)

      Sil
  5. Yanıtlar
    1. Sınavlarımdan dolayı çok blog okuyamıyorum şu aralar. Bakıyorum hemen :)

      Sil
  6. Şu güzelim yaziyi otobuste okudum hem de ayaktayken.. daha sakin bir zamanda yeniden okuyacagim, zira cok guzel olmus😊😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmene sevindim :)
      Asıl öyle zamanlarda okumak daha keyifli geliyor bana biliyor musun :)

      Sil
  7. Ay ben çok doğrucu davutum ya , o yüzden arkadaşlarımla aram açılıyor , aklıma gelene pat diye söylüyorum , bir dakika bu patavatsızlık mı yoksa :D Bu yüzden ben ya hiç konuşmuyorum yada hiç susmuyorum :D
    Birde bu olayın şöyle bir boyutu da var ki karşındaki sürekli yalan söyler ve sen buna inanmış gibi yapmak için yalan söylemek durumunda kalırsın , en nefretlik durum . En yakın arkadaşlarımdan biri çok yalan söylüyor ve yazdığın gibi her ortama girerken farklı bir kişiliğe bürünüyor ama tabi o da haksız değil şimdi benim yanımda davrandığı gibi davransa mahallenin teyzeleri ne der (!) . Ama bu bildiğin kişilik bozukluğuna doğru gidiyor ben korkuyorum kızdan , hadi bizde insanız herkesle aynı konuşup aynı davranamayız ama bu baya abartıyor yakında onu incelemekten psikoloji kitabı yazıcam yani , hahaha

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazı gerçekleri söylememekte de fayda var tabii :D

      Bence de o kadarı kişinin karakterine etki ediyor artık. Sıkıntılı.
      Kazançlısın o zaman yine de :D

      Sil
  8. yine ne güzel yazmışsııın bi de sen yalan sölücek biri değilsin beceremen sen ama bak bizim ülke yalan dolu valla hayat yalan dolu ama keşke çocuk gibi masum olsa hayat yaaaa.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevmiyorum ama bazen insanı mecbur bırakıyorlar maalesef :(
      Keşke Deep, keşke...

      Sil