19 Şubat 2017 Pazar

6'lı Film Lakırdısı #3

Selam Sevgili Okur,
6'lı film lakırdı serimin 3. yazısı 5/5'lik filmlerden oluşmakta ve filmlerden 3 tanesi Johnny Depp filmi :D Ayrıca farkında olmadan seriyi yine Pazar gününün ilk saatlerine denk getirmişim. Neyse bakalım, pazarlarını film izleyerek geçirenlerin de işine yarar umarım :)

6'lı Film Lakırdısı #2 için tık tık
6'lı Film Lakırdısı #1 için tık tık
2'li Film Lakırdısı için tık tık

Bahsedeceğim filmler:
- Saksı Olmanın Faydaları(Amerikan yapımı komedi-dram)(5/5)
- The Hundred-Foot Journey(Amerika(aslında Hindistan'la ortak da denilebilir) yapımı komedi-dram)(5/5)
- Chocolat(Çikolata)(İngiliz-Amerikan ortak yapımı dram-komedi-romantik)(5/5)
- Secret Window(Gizli Pencere)(Amerikan yapımı gerilim-gizem)(5/5)
- As Good as It Gets(Amerikan yapımı komedi)(5/5)
- Transcendence(Amerikan yapımı bilim-kurgu-aksiyon-gerilim)(5/5)



Saksı Olmanın Faydaları(The Perks of Being a Wallflower)(2012)



Yönetmen/Senarist: Stephen Chbosky
Film müziğinin bestecisi: Michael Brook
Film süresi: 1 saat 2 dakika

Geçmişte yaşadığı psikolojik travmaları zihninden atmakta zorlanan Charlie (Logan Lerman), liseye başlar. Okula uyum sağlamakta zorlanan, kimseyle konuşamayan asosyal Charlie için yaşam, Sam (Emma Watson) ve Patrick (Ezra Miller) ile tanışmasından sonra başka bir şekil alır. Kitaplar ve müzik Charlie'nin yaşamında önemli bir yer tutuyor iken, ilişki ve cinsellik konuları da hayatında yer etmeye başlar. Sosyalleşmeye başlayan, aşkı ve dostluğu tadan Charlie, travmatik etkilerden kurtulamadığı, sorunlu geçmişinin onu rahatsız etmeye devam ettiği bir yıl geçirir. (Alıntıdır.)

Yorumum:
"Sorunlu asosyal Amerikalı bir ergenin liseye başlaması" gibi basit görünse de senaryosu, derin mesajları olan bir filmdi. Bazı mesajlarını yazarsam spoiler olacağı için fazla ayrıntıya girmemeye çalışarak filmi anlatmayı çalışacağım.
Psikoloji tahlilini güzel yapmışlar filmde. Mesela insanların kendilerine pislik gibi davranan kişilerden hoşlanabilmesi durumunu "Hakkettiğimizi sandığımız aşkı kabulleniriz." şeklinde açıklaması buna bir örnek.
Filmdeki tema Amerikanvari bir lise yapısı olduğu için tamamen kendimle özdeşleştiremedim pek çok yanını ama günümüz gençliği bu yolda hızlı adımlarla ilerlediği için kendine örnek alabilmesinden korktuğum etmenleri de yok değildi. Mesela başroldeki çocuk partide uyuşturucu alıyor ve arkadaşları bunu gayet eğlenceli ve olağan bir şeymiş gibi karşılıyor ki zaten uyuşturucuyu verenler de onlar(özendiricilik etkisi). Zaten bakirelik muhabbetine hiç girmiyorum, komiklik derecesinde saçma bir şekilde işleniyor bu tip filmlerde bu konu. En azından bu filmde bakireliğin utanç verici(!) yanından bahsetmemişler fazla. Bu sıkıntılı yanları dışında güzel filmdi. Neden bilmiyorum bu tarz filmleri seviyorum. Hüzünlü-mutlu arası garip bir his yaşatıyorlar bana.
Son olarak, şarkıları güzeldi, hele şu sahne ile bütünlük oluşturan şu şarkı...

Puanım: 5/5
İzlenir efendim.

The Hundred-Foot Journey(2014)


Yönetmen: Lasse Hallström
Senarist: Steven Knight
Film müziği: A. R. Rahman
Film süresi: 2 saat 2 dakika
(Filmin ismi Aşk Tarifi olarak çevirilmiş Türkçe'ye ama bence pek dikkate almayın o çeviriyi :D )

Hindistan-Bombay’da yaşayan Hassan Haji, küçük yaştan ailesinin restoranında annesinden yemek eğitimi almaya başlamış yetenekli bir aşçı olmuştur. Gençlik yaşlarında vardığında beklenmedik bir trajediyle Bombay’i terk etmek ve ailesiyle Fransa’nın küçük bir kasabasına yerleşmek zorunda kalmıştır. Babasının kasabada bulduğu satılık eski bir restoranı alıp Fransızlara Hint yemeklerini tattırmak niyetiyle açtığı restoran kısa sürede insanların ilgisi çekmiştir ama hemen karşılarında şef Madame Mallory, restoranı Le Saule Pleureur’a rakip istememektedir.

Yorumum:
Hint filmi beklerken, içindeki oyuncuların Hint'li olması ve kültürlerini kısmen yansıtmaları dışında herhangi bir Hint filmiyle alakası yoktu. Dans ve müzikli sahneler, şebeklikli komediler ya da bir entrika dönmüyordu. Gerçek olma ihtimali olabilecek bir senaryoyu o kadar güzel işlemişler ki çok beğendim. Şuan spoiler vermemek için çok zor tutuyorum kendimi ama şöyle söyleyeyim, filmde güzel mesajlar vardı almak isteyene :)

Puanım: 5/5
Hem ağlayıp hem de güldüğüm harika bir filmdi. Herkesler izlesin :))

Chocolat(Çikolata)(2000)

Yönetmen: Lasse Hallström
Senarist: Joanne Harris (roman), Robert Nelson Jacobs (uyarlama)
Film müziği: Rachel Portman
Film süresi: 2 saat 1 dakika

1959 kışında sert kuzey rüzgarlarıyla Vianne ve kızı Anouk, sessiz bir Fransız kasabasına gelir. Vianne'ın tutucu kasabalıların içlerinde bastırdıkları istek ve heveslerini ortaya çıkarması, bunu yaparken de kasabaya açtığı çikolata dükkanında kendi ürettiği çikolataları kullanması insanları hem ürkütür hem de mutlu eder.

Yorumum: 
Oldukça ilginç bir filmdi. İnsanların aslında doğalarında olan bazı isteklerini nasıl bastırdıklarını, toplumun dayatmalarla insanı nasıl şekillendirdiğini ve bazı insanların bu duruma nasıl kafa tuttuğunu gösteriyor. İyilik ve mutluluğun hayatımızdaki yerini araştırmamızı sağlıyor.
Masal tadında tatlı, güzel ve çikolatalı(ehe) bir filmdi :) Masalımsı hissini belki de müzikleri vermiştir çünkü çok güzel müzikleri vardı :)
Ayrıca bahsetmeden geçmek istemiyorum, Johnny Depp filmde oldukça az sahnede rol almış ve bu beni biraz üzdü ama adam azıcık sahneyle bile renk kattı filme yahu.
(Fangirl modundaki Kız)
Küçük bir not:Kısmi cinsel sahne ve imalardan kaynaklı belki belli bir yaşın üstündeki seyirci kitlesine hitap ettiğini düşünüyorum. Kaç yaş olduğuna ebeveynler karar versin :D

Puanım: 5/5
Neşeli, tatlı, güzel, günlük hayatla da bağlantı kurulabilecek bir film. İzleyin efendim :)

Secret Window(Gizli Pencere)(2004)


Yönetmen: David Koepp
Senarist: Stephen King(roman), David Koepp
Film müziği: Philip Glass, Geoff Zanelli
Film süresi: 1 saat 36 dakika

Başarılı yazar Mort Rainey (Johnny Depp) en sevdiği koltuğunun üzerinde günde 15 saat uyumaktadır. Acı verici bir boşanmanın ortasındadır ve bu ayrılığa ilişkin her şey çirkin ve tatsız bir hal almıştır. Bu durum tüm enerjisini emmiş ve yaratıcılığını alıp götürmüştür. Mort Rainey kendisini tek bir satır bile yazamayacak duruma getiren büyük çaplı bir yazamama sendromuyla baş başa kalmıştır.
Sonra bir gün, işler artık daha da kötüleşemez gibi görünürken, John Shooter (John Turturro) adında psikopat bir yabancı Rainey'nin kapısına gelir, onu kendi hikâyesini çalmakla suçlar ve bunu telafi etmesini ister. Rainey'nin kendisini yatıştırma çabalarına karşın, Shooter git gide daha ısrarlı ve düşmanca bir tavır takınarak Mort'a bela olur.(Düzenlenmiş alıntı.)

Yorumum: Johnny, Johnny ve ah Johnny. Adam gerçekten harika rol yapıyor yahu :D 
Orada burada Johnny Depp'in bunalımlı giflerini görüyordum sık sık ve hangi filme ait olduğuna niyeyse bugün(muhtemelen yazının paylaşıldığı gün değil) yeni merak saldım(niyeyse??)
Stephen King var, Johnny Depp var, biraz da bunalımlı bir Kız var, e ne duruyorsun helva yapsana :D On numara gerilim, on numara senaryo. Her şey tam tadındaydı bence. Gerilim sevmeyen ben bile gerilim sever oldum ya ne diyeyim, sanki hayat yeterince gerilimli değilmiş gibi.
(Psst. İpucu.)

Puanım: 5/5
İzlenir efendim :)

As Good as It Gets(Benden Bu Kadar)(1997)



Yönetmen: James L. Brooks
Senarist: Mark Andrus
Film müziği: Hans Zimmer
Film süresi: 2 saat 19 dakika

Melvin Udall ırkçı, homofobik, antisemitik, bencil, obsesif kompulsif bozukluğu olan ve insanları sevmeyen New York'lu çok ünlü ve zengin bir aşk romanı yazarıdır. Etrafında onu seven kimse olmamasına rağmen okurları ona hayrandır. Melvin her sabah kahvaltısını aynı restoranda ve aynı masada yapmakta ve servisi de aynı garsonun (Carol) yapmasını istemektedir. Carol hasta bir çocuğu olan ve varoşlarda yaşayan orta halli ve dul bir kadındır. Hayatını sürekli takıntıları ile yöneten ve hiçbir değişikliğe açık olmayan Melvin'in hayatı önce eşcinsel ressam komşusunun (Simon) evinde gasp edilmesiyle ve daha sonra da servisini yapan garson kadının çocuğunun hastalanıp da restorana gelememesi ile altüst olur. Film bu üç farklı tipin Baltimore'a yaptıkları mecburi seyahat ve yakınlaşmaları üzerine kurulur.(Alıntı)

Yorumum:
Çok eğlenceli bir filmdi gerçekten. Oldukça ilginç tespitleri de barındırıyordu içinde. Günümüz "kafayı boşaltarak gül" tarzı komedi filmlerinden oldukça farklıydı.
Hoşuma giden bir kısmı yazayım buraya hatta:
- Neticede hepimizin aşması gereken korkunç hikayeleri var.
- Doğru değil bu. Bazılarımızın harika hikayeleri var. Oldukça güzel hikayeler. Göllerde, teknelerde, arkadaşlarla ve salatalarla geçen hikayeleri. Bu arabada olmayabilir ama birçok insanın böyle hikayeleri var. Güzel zamanlar ve salatalar. Bunu bu kadar zorlaştıran başınıza kötü bir şey gelmiş olması değil sadece başka herkesin başına iyi şeyler geliyor oluşuna sinirlenmek.

Ayrıca filmin oldukça beğendiğim şarkıları da vardı.Favorim olan şarkıyı yazının en sonuna ekliyorum hemen. Oldu ki filmin müzik listesine ulaşmak istersen de tık tık

Puanım: 5/5
Gülmeye ihtiyacınız varsa buyrun efendim :)

Transcendence(Evrim?)(2014)

Yönetmen: Wally Pfister
Senarist: Jack Paglen
Film müziği: Mychael Danna
Film süresi: 1 saat 59 dakika

Dr. Will Caster, büyük buluşlara imza atmış bir bilim insanıdır ve son çalışması da öz bilinci olan bir yapay zekadır. Fakat bu yapay zekanın insanlara zarar vereceğini düşünen terörist bir grup tarafından suikasta kurban gider. Kendisi gibi bilim insanı olan eşi Evelyn, Will hemen ölmeden önce Will'in hafızasını süper bilgisayara kopyalar. Süper bilgisayar, Will gibi konuşur ve davranmayı çalışır. Evelyn ise karşısındakinin bir bilgisayar değil de eşi olduğu unutur. Bu sırada yapay zeka ortamındaki Will yerinde durmaz ve online olur, terörist gruplarsa halen peşindedir.

Yorumum:
Daha önce pek çok kez rastladığım bir konuydu. Bilmin daha çok karamsar tarafını ele almışlar. Filmi izlerken bir yandan yapay zekayı desteklediğimi bir yandan da karşıtlarını desteklediğimi fark ettim. Aslında olay şu; insanlar tanrıcılık taslamaya çalışırken farkında olmadan tanrılar yaratıyorlar. Yani demek istediğim kendi bilinci olan ve belli bir süre sonra insanların engelleyemeyeceği şeyler yapıyorlar. Geçmişte böyle olmuş, günümüzde de böyle olmaya devam ediyor. Bazı bilim insanları safi merakla hareket ederken, bazısı kötücül isteklerini gizlemiyor. Bilim insanları tarafından unutulmaması gereken yegane şey asla kendine tamamen güvenmemektir. Ne zaman insan kendine tamamen güvenir, işte o zaman hatalar başlar. Her zaman gözden kaçan bir şey vardır. Bu filmde ve yakın zamanlarda yapılmış pek çok bilim-kurgu filminde de bu konunun işlenmesi hoşuma gidiyor ama bu mesaj ne kadar önemseniyor belirsiz...

Puanım: 5/5
Üstüne oturulup düşünülmesi gereken bir film. Tavsiye ederim.


Sevgiler
Kız

8 yorum:

  1. Güzel liste. Bir ara birini seçip izleyeyim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seç, beğen, izle :D İşine yarar umarım :)

      Sil
  2. İsimlerini ilk defa duyduğum filmler, kendileriyle pek aram yoktur :) Güzel bir liste olmuş. Teşekkür ederiz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seveni kadar sevmeyeni de çok ama yapacak bir şey yok tabi :D

      Ne demek, ben teşekkür ederim :)

      Sil
  3. iki depp filmini de izlememişim :) iyisin de miiii her şey yolunda mıı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aaa, senin gibi bir filmkolikten nasıl kaçmış ama yaa :D
      İyiyim iyiyim. Düşe kalka yola devam ediyorum :) Senden ne haber?

      Sil
  4. Ya ben o çikolatayı nasıl bir sevmiştim anlatamam. Ne zaman rastlasam oturup bir daha izliyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tekrar izlenmeyi hak eden bir film kesinlikle :))

      Sil