Blog prensiplerim:
- Biriktikçe yazıyorum: tecrübe, bilgi, acı, mutluluk vs.
- "Bana da beklerim" tarzı yorumları içeriği ne olursa olsun yayınlamıyorum.
- Yorumlara vakit yaratabildikçe cevap yazıyorum.

30 Aralık 2018 Pazar

Sosyal Medya Hesaplarını Öldürmek: Instagram

 (Resim: Gabriel Picolo)

Ders çalışırken uyumamak için kendime kahve yaptım ve içimden blog yazmak geldi. Yine bir kahve blog ortamı daha, senenin son yazısını yazmaya geldim :)

Asıl yazıya geçmeden not düşeyim: Yazıda anlamının bilinmeme ihtimaline karşı bazı kelimelere link verdim, bir de bazı hesaplara ulaşabil diye onlara da link verdim. Yani reklam değiller, rahatlıkla tıklayabilirsin :D

Sosyal medya hesaplarını öldürme kararı almak nasıl bir fikir?

İnsanların bir kısmı kendilerini tanıtmak, içlerindeki cevheri göstermek, farklı olduklarını kanıtlamak ister, sanırım geçmişten beridir bu istek hiç eksilmemiş bu "bir kısım"dan çünkü eski kitaplarda, tarihte, hikayelerde böyle insanlar var. Çevresince namı bilinen güzeller, cengaverler, savaşçılar, ressamlar vs. Peki günümüzde? Teknoloji çok gelişti, dünya da küçüldü haliyle. 6 yaşından beri internet ve bilgisayarla içiçe olan 21 yaşında birisi olarak kendimce çeşitli gözlemlerim oldu. İnternette her ortamda bulunmasam da çoğu hakkında belli başlı fikirlerim oluştu bu senelerde. Ama çok geniş bir alana yaymadan bu yazıyı sosyal medya hatta Instagram üzerine yazmak istiyorum. Belki bir gün diğer ortamlar hakkında da bahsederim başka yazılarda.

25 Aralık 2018 Salı

Şipşak, Hızlı Yazılar: İçerik Yok


Herkes farklı amaçlarla yaşıyor bu hayatı. Eveet mükemmel tespitimi de yaptığıma göre dağılın, herkes evinde oturup bunu düşünsün...

Şu ara en çok söylediğim sözlerden birisi bu sanırım: Herkesin farklı amaca sahip olması. Neden bu konuyu bu kadar çok düşündüğüme gelirsek, sanırım cevabım insanlara anlayış göstermek ve onları olduğu gibi kabul etmek için olabilir. Sonuçta kimse benimle aynı zevklere, aynı amaçlara, aynı bakış açısına sahip olmak zorunda değil, nasıl ben onlarla aynı şekilde yaşamak zorunda değilsem öyle.

19 Aralık 2018 Çarşamba

Nesillerdir Çözülemeyen Pardokslar: İlişkiler

(Resim: Hiba_tan)

Merhaba! Yine ben! Başka kim olabilirdi ki zaten :)

Şu yaşıma kadar hayatımda pek çok şeyi gerekli ya da gereksiz olarak sınıflandırdım ve gereksiz olanları gerçekten de hayatımda yok ettim, onlardan uzak durmak için elimden geleni yaptım. Eskiden koyu dindar bir Müslüman'dım ve o zamanki inanışıma göre de kadın ve erkekler bırak sevgiliyi, arkadaş bile olamazdı. Aralarında ya çok resmi bir münasebet ya da evlilik olabilirdi eğer kardeş, kuzen, dayı, amca gibi sıfatlar yok ise. Bu sebeple çeşitli önyargıların arkasında gördüm uzun bir süre karşı cinsi ve bu sebepledir ki ne erkekler beni tam olarak anlayabildi ne de ben onları. Birilerinden hoşlandım ama o kişiye karşı nötr davranmam gerektiği söylendi, birisiyle arkadaş olmak istedim ama görüşmemiz engellendi. Daha sonra kimsenin müdahalesine gerek kalmadan tüm bunları ben yapmaya başladım.

16 Aralık 2018 Pazar

Şipşak, Hızlı Yazılar: Kafamı Toplayamıyorum ki Yazayım


En haz etmediğim blogger tipidir yorumlara cevap vermeyen. Sanırım onlardan birisine dönüşüyorum. Yorumlara güzel cevap vermek istiyorum, geçiştirmeden. Bunun içinse sakince başlarına geçip düşünüp öyle yazmam gerekiyor, ama  yapamıyorum. Yine de yazı yazmak için geliyorum bloğa işte. Geldim, geldim çünkü yine yaşadıklarımdan bahsedeceğim biraz. Yorumlara cevap veremesem de hepsini okuyorum ve emin olabilirsiniz kimisi gerçekten omzuna konan bir el gibi hissettiriyor. Teşekkür ederim.

9 Aralık 2018 Pazar

Şipşak, Hızlı Yazılar: Anlık, Belki de Anılık


(Arşivimde en sevdiklerimden birisidir bu çizim. Maalesef kime ait olduğunu bilmiyorum.)

04.00 

Uyandığımda aklıma gelen ilk şey: fıstık. Baya, bildiğin tuzlu yer fıstığı. Kavrulmuş, kavrulmamış, bütün ya da krema halinde. Düşündükçe gülüyorum halen kendime, yakında sadece fıstıkla besleneceğim sanırım, o kadar fıstık tüketmeme rağmen uyandığımda bile aklımda onun olması...

6 Aralık 2018 Perşembe

Biri Bana Yardım Etsin!


   Bir ayı aşkın süredir yazmıyorum ama Allah'ım ne aydı o. Halen düşünürken yoruluyorum. Neden kendimi bu kadar yoruyorum diye soruyorum bazen kendime, başkaları da soruyor aynı soruyu sürekli olarak. Cevabımdan tam olarak emin olmasam da "benim hayatı yaşayış şeklim bu"  diyebiliyorum ancak. Koşturacağım işten işe, arada durup kendime uzun molalar vereceğim ve sonra yine koşturacağım. Çabuk panikleyen ve kimi zaman gereğinden fazla karamsarlaşan karakterim olmasa aslında çok büyük zorluk çıkarmıyor bu huyum bana ama ne bileyim işte, son zamanlarda fazla yoruldum sanırım. Buna ek olarak hayatımda olmasını istediğim ama olmayan şeyler de var. Olsalar çok mu mutlu olacağım onu da bilmiyorum, bazı şeyleri yalnızca istemek güzel oluyor belki de. Ancak şöyle de bir durum var, yaşamadan o şeyleri sevip sevmeyeceğim hakkında bir fikir edinemem ve ben yaşayarak öğrenmeyi sevenlerdenim. Yaşamadan sadece dinleyerek öğrendiğim zamanlar da olmuyor değil ama riskini göze alabildiğim sürece yaşayarak öğrenmeye çalışıyorum. 

   Bir söz duymuştum geçenlerde:
 "Şuanki yaşın tam olarak içindeki potansiyeli bildiğin ama onu nasıl kullanacağını bilmediğin bir yaş" 
diye tanımlıyordu 20'li yaşları sözün sahibi. Duyduğum andan itibaren hiçbir söze katılmadığım kadar katıldım bu söze çünkü tam anlamıyla durumumu tanımlıyor. Boğuluyorum resmen bilinmezlik içinde. Eski yazılarıma baktığımda o zamanlardaki kadar çok bocalamıyorum belki bilinmezlikle ama yine de zor geçiyor bazı zamanlar. Hadi biraz daha ayrıntı vererek konuşayım çünkü ben ayrıntı vermeden yazdığımda çok severek okunmadığını hissediyorum yazılarımın. Bugün biraz anlaşılmak istiyorum diğer günlerden farklı olarak. 

1 Kasım 2018 Perşembe

Aşkı Bilimsel İnceleyen Bir Bilim Öğrencisinden Notlar


Yarın ve ertesi gün olmak üzere iki tane vizem var ve henüz çalışma konusunda bitirmem için epey yol var ancak kafamdaki bir konuyu buraya dökmem lazım çünkü ne günlüğüme yazarak ne de konuşarak kafamda toplayamadım ve ders çalışırken bunu düşünerek kendime işkence etmek istemiyorum.

Geçen bahar yarıyılında yaşadığım berbat ayrılıktan sonra tekrar sevmem çok uzun zaman alır sanıyordum ama sandığım kadar uzun süre geçmedi. Şıpsevdilik olarak görülmesin, eski erkek arkadaşıma çok aşıktım ama kendinden o denli nefret ettirmişti ki onu unutmaya ant içmiştim resmen. Ha altı ay geçmesine rağmen tamamen unuttun mu diye sorsanız, cevabım maalesef hayır ama bu benim birine karşı sevgi beslememi engellemedi.

27 Ekim 2018 Cumartesi

Şipşak, Hızlı Yazılar: Yaşamayı Seviyorum Aslında

Jaluzenin aralıklarından içeri sızan ışığı görüyor musun? Rüzgar esiyor olmalı, ağacımın yansıyan gölgesi titreşiyor. Elimdeki ikinci kahvem ve kulağımdaki de bilmem kaçıncı müzik.

14 Ekim 2018 Pazar

Tutukluk Hali


   Sen de hissediyor musun bazen dilinin tutulduğunu? Konuştuğunda her şey düzelecekmiş gibi gelirken kelimeler dilinden olabildiğince uzağa, parmak uçlarına kadar kaçıyormuş gibi geliyor mu?

7 Ekim 2018 Pazar

Her Şeye Rağmen Yaşamak


Yaşamak nedir? Sözlerle ne kadar açıklanabilir? Yaşamak dediğinde yüzünde tatlı-acı  bir tebessüm mü oluşuyor yoksa bıkkın bir ifade mi? Yaşamanın doğru bir yolu var mı? Bir amacı olmak zorunda mı?
(İsmail YK'nın şarkısı girer)
~Sorulaar sorulaar
~Aklındaki sorulaar
~At onnları bir kenaraaaaa

Öhöm. Yok efendim atmam, atamam. Soru sormayan insanın merakı ölmüştür, dolayısıyla kendisi de ölmüştür. Bilmediği şeye biliyormuş gibi yaklaşmak cahillik doğurmak dışında ne yapar ki...

27 Eylül 2018 Perşembe

Bana Üniversiteli De

(Resim: Ilya Kuvshinov)

Biraz ciddi bir şeyler yazayım buraya dedim ama yok efendim, yazamıyorum şuan, bir gülme geliyor.

Epeydir buralara üniversite yazılarından yazmıyordum. Bugün şöyle kısa bir kesit şeklinde bir yazı bırakıyorum. Biraz hikayeleştirerek yazdım ve bir fikir sormak istiyorum.

23 Eylül 2018 Pazar

Sendrom mudur nedir...


2 aydır blog dünyasında değildim, ondan öncesinde de varla yok arasındaydım zaten. Eskiden bu denli karmaşık ve yoğun zamanları yazarak atlatmaya çalışırdım ama son 1.5 senedir değişti bu durum. Blog üzerimde bir sorumlulukmuş gibi gelmeye başladıkça buraya yazmak daha da zorlaştı. 8 yaşımdan beri yani şaka maka 13 yıldan beri blog yazıyorum ama hiç bu kadar durgun olduğumu hatırlamıyorum. Belki bu durum da değişir ve yeniden daha aktif bir yazar olabilirim kim bilir. Zaten yazdığım konular benden bahsediyor, hayatımdan ya da hayatımın içinde karşılaştığım şeylerden, tekrar yazmaya başlamak ne kadar zor olabilir ki?

25 Temmuz 2018 Çarşamba

Doğa İle Dertleşmek


Açık gri bulutlarla kaplı yarı aydınlık gökyüzüne baktı, ince damlaların hızlı bir şekilde yere inişlerini izledi. İçine çektiği derin nefesi tazelendiğini hissederek dışarı geri verdi. Fısıltı kadar alçak bir sesle "Yorgun savaşçı" dedi, yağmur ise ona daha da hızlanarak cevap verdi. Beyninde flaşlar patlamaya başladı, iyi ya da kötü pek çok anı kaos içinde gözlerinin önünde tekrar sahnelendi ve sahnelendikleri anda da kayboldular. Yürürken ayaklarının toprakta çıkardığı ezilme sesi, yanından geçtiği çam ağaçlarına elini sürdüğünde hissettiği pürüzlü yaşlı kabuklar, sanki her şey zihnindeki kapıları açmak için ısrar ediyordu. "Aç kapıları ve dök ortaya ardlarına gizlediklerini.", "Söyle daha ne kadar sana ait olmayan sözde doğrular için yaşayacak ve kendi doğrularını saklamaya devam edeceksin?", "Gerçekten değer mi kendini bu denli dar kalıplara sokmaya çalışmana?", "Hayat bir oyun ve şuan oyun alanının tam ortasındasın. Unutma, kural diye bir şey yok.", "Hislerini saklamaya çalışma, onlardan utanma. Bırak insanlar istediklerini düşünsünler, zaten öyle yapmıyorlar mı da..."... O sırada ayağı bir ağaç köküne takılıp tökezledi ama düşmedi. Kısa bir anlığına da olsa düşecek olmak onu korkutmuştu ama en fazla ne olabilirdi ki, biraz çamur, belki bir iki sıyrık. Güldü.


Sevgiler
Karga

3 Temmuz 2018 Salı

2'li Film Tavsiyesi

Merhaba sevgili, canım Okur,

Gıda zehirlenmesi yaşadığım ve tüm gün hastanede süründüğüm günümün sonunda yapacak hiçbir şey bulamamış gibi gelip blog yazıyorum. Ama dur dur, gazı dağıtmadan yazıyı tamamlayayım da sonra dinlenmem gerek daha.
Birisini 2 gün önce diğerini de bugün izlediğim ve oldukça beğendiğim iki filmle karşındayım.  Normalda 6'lı film lakırdısı serisiyle paylaşıyordum filmleri ama bu iki filmin arada kaynamasına gönlüm razı gelmedi.

26 Haziran 2018 Salı

Aklımdakileri Döküyorum: İlişki ve Ayrılık



Karmaşalar ve belirsizlikler. Her an bir yenisiyle karşılaşabilme riskimizi o denli yüksek ki. Kafamdakileri o denli uzun bir süredir netleştiremiyorum ki. Buna en büyük etmenin sürekli olarak ya aşırı yoğun ya da aşırı yorgun olmama bağlıyorum artık. Kendime sakinleşmek ve nabzımın dengeye girmesi için vakit ayırmam gerektiğini ve bunu yaptığımı sanıp aslında yapmadığımı yenice fark ediyorum. Ne zaman başladı bu ifade yeteneğimdeki körelme bilemiyorum ama elime aldım sakinlik törpüsünü ve elimden geldiğince şekil vereceğim. Biraz kendime ve dinlenmeye vakit ayıracağım hatta başladım bile.

17 Haziran 2018 Pazar

Şehir Dışında Okumak: Merhaba Amfibi Yaşam

Amfibi(Amphibia): iki yaşamlı(hem suda hem karada yaşayabilen) hayvanlar.

Şehir dışında okuyan öğrenciler ve gözlemlediğime göre ailesinden uzakta yaşayan diğer gruplar da iyi bilirler ki, hayatlarında iki mod mevcuttur: memleket modu ve gurbet modu.Tıpkı amfibi yaşam gibi hayatlarıınn birinde yüzerken diğerinde yürürsünüz, birinde daha sulu diğerinde daha kuru bir hava vardır. Yani özetle kişinin iki yaşamı da birbirinden oldukça farklıdır. Durumu sadece öğrenciler için özelleştireceğim bu yazıda çünkü haliyle insan, kendi içinde bulunduğu ortamı en iyi anlatabilir.

3 Haziran 2018 Pazar

Final Notlarım Arasından Bildiriyorum


Tatlı, acı, düşe, kalka ve bol bol soru sorarak geçiyor günler. Finaller bir yandan, ev hasreti ve yorgunluk bir yandan işte. "Nasıl kendimin daha iyi bir versiyonu olurum" çabalarımla beraber sistemin içinde nasıl kaybolmadan yaşayabileceğimi bulmaya çalışıyorum. 20 yaşın getirileri mi acaba bu durum yoksa yoğun şiddet ve korku içerikli aksiyon filmi tadında geçirdiğim son iki senenin mi sonucu gerçekten bilmiyorum. Ama hayatın bu kadar şiddetli ve hızlı değişebildiğine herhalde ilk defa şahit oluyorum. Başım döndü sevgili Okur'cum.

23 Mayıs 2018 Çarşamba

Şipşak, Hızlı Yazılar: Yaşamak Sanatı


Küçük heyecanlar, büyük umutlar. Duygularla resim çizme sanatı gibi hayat. Nasıl hissediyorsanız o renklerde bir resim ortaya çıkıyor. Bu sebeple sanırım nasıl hissetiğini yönetmek adına biraz çabalamak, güzel bir hayat yaşamak adına atılabilecek en doğru adım olabilir.
Hayatı yaşamanın tam olarak doğru bir yolu yok, herkes kendi doğru bildiklerini yaşıyor. Bu uğurda edinmeye çalıştığım tutum, başkalarının bana empoze etmeye çalıştığı doğruları değil kendi doğrularımı yaşamak. Mazlum ayağına yatmayı, başkalarını suçlamayı sevmiyorum, bu sebeple yaptığım hatanın, aldığım kararın arkasında durabilmem ancak ve ancak bana ait olmarıyla mümkün.

17 Mayıs 2018 Perşembe

Hayat Devam Ediyor Ve İnsanlar Kendi Şarkılarını Söylüyorlar

UYARI: Birazdan okuyacağın yazı yoğun bir şekilde basık bir atmosfer içermektedir çünkü bu atmosferi bir şekilde atmaya ihtiyacım vardı. Bu tip bir atmosfere katlanamayacak durumdaysan bu yazıyı şiddetle okumamanı tavsiye ederim, daha güzel ve neşeli yazılarım var. İçini bu yazıyla daraltma gözünü seveyim. Buraya okunsun diye değil içimi dökmek için yazdım yalnızca.


"Yazamasaydım ölürdüm" diye düşündün mü hiç daha önce?
Kelimeler ekranda ya da kağıtta tek tek beden bulurken içindeki zehrin oraya aktığını ve kanının temizlendiğini hissettin mi?
Hani hayat bir gülümsetiyor bir yoruyordur, sen de bir ağlıyor bir gülüyorsundur.
Hayat gibi hayat işte, yeni şeyler deneyimliyor, ürkek de olsa adımlar atmaya çalışıyorsundur.
Düşmekten dizlerin ve avuçların yara içinde kalmıştır ama inatla kalkıp yaralarını sararken o adımları atmaya devam ediyorsundur.
Karşıda bir ışık bazen hiç görünmese bile onun varlığına olan inancın seni canlı tutuyordur.
Artık sevgiye ihtiyaç duyduğunda başka şeylerden ya da kişilerden medet ummanın saçmalığını fark etmişsindir de yaptığın işten, yaşadığın günden mutlu olmaya çalışıyor, mutluluk kırıntılarından kendine kocaman bir lokma üretiyorsundur.

4 Mayıs 2018 Cuma

Şipşak, Hızlı Yazılar: Ben, Kendim ve Yalnızca Ben

Sevgili Okur,
   Son zamanlardaki durumum; herkese kolay sinirleniyor, çokça kırılıyor ve herkesten kendimi uzaklaştırıyorum. Tek başıma kalmak istiyorum sadece, müzikler ve kitaplarımla bomboş, kimsenin olmadığı bir dünyada yaşamak istiyorum. Biliyorum, belki çok şey istiyorum ama insanların sahte gülümsemelerini, yalandan yardım tekliflerini görmek ya da duymak istemiyorum. İçinizden gelmediğinde yardım etmeye çalışıyor gibi görünmek için çabalamayın ve beni kendinizden daha da tiksindirmeyin lütfen.
   Kimse kimseyi gerçekten umursamıyor bu dünyada, bu neyin rol kesmesi?

(Şarkı youtube aboneliklerimden rasgele seçilmiştir. Ben de ilk defa dinledim yazıyı yazarken. Yeni sözler, yeni düşünceler ve yeni müzikler lazım bana. Çok sıkılıyorum, bildiğin gibi değil.)

Sevgiler
Kız

30 Nisan 2018 Pazartesi

Zihnin Gıdası Kitap: Neden Bu Kadar Akıllıyım?

Merhaba Sevgili Okur,

Çok yazmıyorum biliyorum, söyleyeceğim çok söz var ama henüz hazır değiller söylenmeye. Şu aralar çok konuşmak ve çok yazmaktan kaçınıyorum. Yalnızca kendim için yazıyor, okuyor ve konuşuyorum. İçe dönmek gerekiyor bazen, özellikle de bu denli çok yara alıp kan kaybedildiğinde. Şuan bol felsefeli ve bilimli besinlerle beslediğim beynim parçaları birleştirebilirse o zaman bir şeyleri buraya da dökeceğim. Kendi karmaşamı yazıya dökmek yalnızca hayal kırıklığı olacak biliyorum.

19 Nisan 2018 Perşembe

Bilim Öğrencisi Olmak

Her gün beraberinde yaşayacak bir şeyler getiriyor, onları yaşayıp yaşamamak, yaşananlardan ders çıkarmak ve daha nicesi bize kalıyor. Zorlanıyoruz, bazen mücadele ediyor bazense kırılma anımıza geliyoruz ve düşüyoruz. Mesele ayağa kalkmakta. Vurulan her darbe yere düşmeyi gerektirmez, ne kadar beceriklisin o yumruğu yememeye ya da varsayalım ki yedin, bir diğer yumruğu savurmaya ne kadar cesaretin var?

Biliyorum, motivasyon yazısı gibi bir giriş oldu. Bilim hakkında yazdığım yazı gibi daha içi dolu konseptte yazılarla gelmeyi istiyorum ama şuan önceliğim olan daha fazla işim var ve o yazılar gerçek anlamda vakit ayırmayı gerektiriyorlar. Yine de çok da boş olmayan bir içerik olur diye umuyorum bu yazının da, çünkü bilim öğrencisi olmak hakkında bir iki şey karalayacağım.


Bilim öğrenmek herkesin övdüğü ama bir türlü yolun yordamın gösterilemediği günümüzde de oldukça popüler olan bir eylem. Bilgilenmek, dünyanın sırlarını keşfetmenin büyüsü, işin lisans eğitimini almaya başladığınızda genelde sönüyor. Lisans eğitiminin genel problemi neyi neden öğrendiğini bilememek ve hocaların da yol gösterme de genelde fazla istekli olmamaları. İki durumdan bahsedeceğim; bunlardan birisi bu büyünün hiç kaybolmaması, birisi de yeniden varolabilmesi hakkında. Bu büyünün kaybolmaması için hali hazırda nasıl çalışacağınızı bilmeniz ve gerçek bilgiyi ararken zaten usanmayan, okumaktan sıkılmayan bir karakteriniz olması gerekiyor. Bu şekilde bir karaktere sahip olan insanlarla tanıştım ve gerçekten başarılarını takdir ediyorum. Ben lisansta biraz ilerledikten sonra hevesini kaybedenlerdenim. Yanlış bahsetmiş olmak istemem, deli gibi araştırma yapan, bir konu ilgisini çekti mi okumaktan asla usanmayan bir karaktere sahiptim ama işin sorunlu kısmı da "ilgisizlik" olarak kendini gösteriyor. Verdiği dersle eğittiği öğrencilerin lisans eğitimleri arasında bağ kurmadan klasik mantıkta ders anlatan hocalardan tutun, konuyu neden öğrenmeniz gerektiğini bir türlü bağdaştıramadığınız ve gittikçe ilginizden uzaklaştığınız zor zamanlardan bahsediyorum eğitim sürecinde. Merak ve ilgisini tekrar kazanabilen fazla insan olmuyor maalesef, bölümler arası geçişler, lisansı bırakmalar peşi sıra geliyor zaten.

Öyle bir dönem içerisinden geçtim ki gecemi gündüzüme katıp çalıştığım biyoloji bana anlamsız gelmeye başladı. Hatta çevremdeki pek çok insana kafa tutarak, tıp, eczacılık vs. yerine seçtiğim, "bilim yapacağım" düşünceleriyle mutlu olduğum bölümümü neden seçtiğimi bile sorgular oldum. Kitaplarla arama mesafe girdi ve kendimden oldukça uzaklaştım. Bir süre arayışa girdim, "ne yaparsam mutlu olurum ve sıkılmam?" sorusuyla boğuştum, cevap dönüp dolaşıp bilime geliyordu. "Belki seçtiğim dal yanlıştır" diye düşündüm, başka dallara baktım ve odağımın canlılar olduğunu gördüm. Araştırmalara devam ettim yine de ve sonunda interdisipliner çalışmam gerektiğini fark ettim(interdisipliner: Bilim alanındaki kullanımından bahsedecek olursak, pek çok bilim dalıyla beraber çalışmak). Bu sırada şuan yanında çalıştığım hocam ile tanıştım. Kimyayı hayatımda bu kadar aşkla anlatan kimseyle karşılaşmamıştım daha önce. Ondan hemen öncesinde ise matematik ve fizikle alakalı pek çok şey okudum ve nihayetinde tüm bu arayışlarım benim yeni bir karara varmamı ve bu kararın dinamik(hareketli, her an değişebilen) bir yapıya sahip olmasını sağladı. Her an değişebilir olması avantajlı bir durum sağlıyor çünkü artık şu ya da bu sebeple sadece bu alanda çalışacağım gibi katı düşüncelerim yok. İnterdisipliner çalışmanın bana bu denli güzel görünmesi de belki bu özelliğindendir, okuyup araştırdıkça yeni şeyler keşfediyor ve ufkunuz genişliyor, bilginiz azken seçtiğiniz basit hedefe daha farklı bir perspektifle bakabilir oluyorsunuz.

Bilim nasıl çalışılır?
Okuyarak ve araştırarak; cevap bu kadar basit. Öğrenmek biraz yavaş ilerleyen bir süreç ve günümüzün "hızlı yaşa hızlı öl" felsefeleri arasında sıkıcı görünebilir ama emin olun, saatlerinizi ayırarak öğrenmeye çalıştığınız bir mekanizma ya da bir formül, instagramdaki slime videolarından daha kalıcı bir rahatlama sağlayacak size.

Bilgiden kaçmayın ve doğruluğunu öğrenmek için sınamaktan çekinmeyin.
Sorun, anlamadıklarınızı sorgulayın.


Sevgiler
Kız

10 Mart 2018 Cumartesi

Düşünüyorum Öyleyse Varım: Bilim

(Cogito ergo sum: Düşünüyorum öyleyse varım. -René Descartes)

   Bilim: Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi, ilim.(TDK) diye tanımlamış Türk Dil Kurumu.
   Şuan hayatımızı kolaylaştıran ya da bazı şeyleri daha anlamlı yapan, normalde karmaşık görünen durumları daha basite indirgeyebilmemizi sağlayan, çoğunlukla birilerinin "Şöyle denesek ne çıkar acaba?" gibi bir soru sorması ve bunu araştırmasıyla genelde şans eseri bulunan bilgilerdir benim için bilim. Cosmos belgesini ya da bunun gibi bilimi tarihsel olarak açıklayan herhangi bir belgeseli izlediyseniz ne demek istediğimi zaten anlamışsınızdır.

2 Mart 2018 Cuma

Nehirden Çıkmak


Nehir hızla akıyordu,
Birisi yardım istiyordu "Tutunacak bir şey, bir dal parçası!",
Diğeri boş gözlerle bakıyordu "Nehirden çıkman gerek.".
Girdap hızla yutuyordu nehrin getirdiklerini,
Yardım isteyen çırpınmaktan vazgeçti,
Tersindeki kıyıya yönelip yüzmeyi denedi.
O kıyı daha yakındı,
Tutunacak sarmaşıklar vardı.
Tutundu ve kendini yukarı çekti.
Diğeri başını elinde oymakta olduğu işinden kaldırdı,
Aynı kayıtsız bakışlarla yardım istemiş olana baktı bir süre,
Sonra işine geri döndü.
Yardım istemiş olan yerde nefes nefese soluyordu,
Diğerine ve yaptığı işe bakıyordu.
Nefesi düzene girdi, kalp atışları normal bir ritim tutturdu,
Islak kıyafetleriyle arkasındaki ormana daldı ve gözden kayboldu.
Girdap halen yutuyordu nehrin getirdiklerini,
Diğerinin saçından sular damlıyordu yüzüne,
Elindeki işi oymaya devam etti.

- SON? -

Sevgiler
Karga

19 Şubat 2018 Pazartesi

6'lı Film Lakırdısı #5

Selam Sevgili Okur,
Film Lakırdısı serisinin güncel izlediğim filmlere yetişmesine bu yazıyı saymazsak son iki yazı kaldı. Arada sırada bu yazıları paylaşarak güncele yetişirim diye düşünüyorum, zaten sürekli film izleyemediğim için ve her yazı başına altı film düştüğü için uzun sürüyor bir yazıyı tamamlamak.

Serinin bu yazısında hem eski hem de yakın tarihe ait birbirinden oldukça farklı olan filmlere yer verdim. Umarım film arayışında olanlara fikir olur :)

6'lı Film Lakırdısı #4 için tık tık
6'lı Film Lakırdısı #3 için tık tık
6'lı Film Lakırdısı #2 için tık tık
6'lı Film Lakırdısı #1 için tık tık
2'li Film Lakırdısı için tık tık

Bahsedeceğim filmler:
The Edge of Seventeen(Amerikan yapımı komedi-drama filmi)(5/5)
- Sister Act(Amerikan yapımı müzikal-komedi-suç filmi)(5/5)
- Sister Act 2: Back In The Habit(Amerikan yapımı müzikal-komedi-suç filmi)(4/5)
Pulp Fiction(Amerikan yapımı suç-drama filmi)(1/5)
- Me Before You(Senden Önce Ben)(Amerikan-İngiliz yapımı romantik-komedi-drama filmi)(4/5)
- Real Women Have Curves(Meksikan-Amerikan yapımı komedi-drama filmi)(4/5)

4 Şubat 2018 Pazar

6'lı Film Lakırdısı #4

Selam Sevgili Okur,
   Buralarda yokken taslağını en sık güncellediğim yazı serisi olan 6'lı Film Lakırdısı ile karşınızdayım. Aslında son izlediğim filmler arasında beğendiklerim daha çok olmasına rağmen seriye sırayla devam etmenin benim için daha iyi olacağını hissettim. Bu sebeple yokluğumda ilk güncellediğim taslağı düzenleyerek devam ediyorum seriye.
   Seriye yeni bir düzen de getirmeye karar verdim. Artık bu seri yazılarımı daha kısa tutmaya ve bazı bilgileri fazla uzatmadan kısaca vermeye çalışacağım. Zaten oturup ince ayrıntısına kadar okumalık bir seri değil bu. Asıl amacım izleyecek bir şeyler arayanlara fikir vermek ve izlemeden önce ön fikir olabilecek bilgileri paylaşmak. İyi okumalar ve belki de iyi seyirler şimdiden :)

6'lı Film Lakırdısı #3 için tık tık
6'lı Film Lakırdısı #2 için tık tık
6'lı Film Lakırdısı #1 için tık tık
2'li Film Lakırdısı için tık tık

Bahsedeceğim filmler:
- Ghost in the Shell(Japon yapımı psikolojik-bilim-kurgu-aksiyon anime)(4/5)
- Easy A(Amerikan yapımı komedi)(1/5)
- Cowboy Bebop(Japon yapımı polisiye anime)(5/5)
- Benim Adım Feridun(Türk yapımı komedi)(5/5)
- On İki Kızgın Adam(Amerikan yapımı suç-drama)(5/5)
- Pompoko(Japon yapımı drama-fantastik anime)(5/5)

25 Ocak 2018 Perşembe

Karga Yuvasından Selam Var

(Resim: Ilya Kuvshinov)

Hayatlara dokunmak; isteyerek ya da istemeyerek, öylesine ya da bir sebeple. Bir hocanın sözü, hoş birinin bakışları, bir arkadaşın anlayışı, mağazadaki görevlinin yardımsever tavırları. Farkında olarak ya da olmayarak insanlar hayatımıza iz bırakıyor, biz de onlarınınkine. Sözlü ve/veya sözsüz, iletişim en güçlü araçlardan birisi.