Blog prensiplerim:
- Biriktikçe yazıyorum: tecrübe, bilgi, acı, mutluluk vs.
- "Bana da beklerim" tarzı yorumları içeriği ne olursa olsun yayınlamıyorum.
- Yorumlara vakit yaratabildikçe cevap yazıyorum.

30 Aralık 2018 Pazar

Sosyal Medya Hesaplarını Öldürmek: Instagram

 (Resim: Gabriel Picolo)

Ders çalışırken uyumamak için kendime kahve yaptım ve içimden blog yazmak geldi. Yine bir kahve blog ortamı daha, senenin son yazısını yazmaya geldim :)

Asıl yazıya geçmeden not düşeyim: Yazıda anlamının bilinmeme ihtimaline karşı bazı kelimelere link verdim, bir de bazı hesaplara ulaşabil diye onlara da link verdim. Yani reklam değiller, rahatlıkla tıklayabilirsin :D

Sosyal medya hesaplarını öldürme kararı almak nasıl bir fikir?

İnsanların bir kısmı kendilerini tanıtmak, içlerindeki cevheri göstermek, farklı olduklarını kanıtlamak ister, sanırım geçmişten beridir bu istek hiç eksilmemiş bu "bir kısım"dan çünkü eski kitaplarda, tarihte, hikayelerde böyle insanlar var. Çevresince namı bilinen güzeller, cengaverler, savaşçılar, ressamlar vs. Peki günümüzde? Teknoloji çok gelişti, dünya da küçüldü haliyle. 6 yaşından beri internet ve bilgisayarla içiçe olan 21 yaşında birisi olarak kendimce çeşitli gözlemlerim oldu. İnternette her ortamda bulunmasam da çoğu hakkında belli başlı fikirlerim oluştu bu senelerde. Ama çok geniş bir alana yaymadan bu yazıyı sosyal medya hatta Instagram üzerine yazmak istiyorum. Belki bir gün diğer ortamlar hakkında da bahsederim başka yazılarda.

25 Aralık 2018 Salı

Şipşak, Hızlı Yazılar: İçerik Yok


Herkes farklı amaçlarla yaşıyor bu hayatı. Eveet mükemmel tespitimi de yaptığıma göre dağılın, herkes evinde oturup bunu düşünsün...

Şu ara en çok söylediğim sözlerden birisi bu sanırım: Herkesin farklı amaca sahip olması. Neden bu konuyu bu kadar çok düşündüğüme gelirsek, sanırım cevabım insanlara anlayış göstermek ve onları olduğu gibi kabul etmek için olabilir. Sonuçta kimse benimle aynı zevklere, aynı amaçlara, aynı bakış açısına sahip olmak zorunda değil, nasıl ben onlarla aynı şekilde yaşamak zorunda değilsem öyle.

19 Aralık 2018 Çarşamba

Nesillerdir Çözülemeyen Pardokslar: İlişkiler

(Resim: Hiba_tan)

Merhaba! Yine ben! Başka kim olabilirdi ki zaten :)

Şu yaşıma kadar hayatımda pek çok şeyi gerekli ya da gereksiz olarak sınıflandırdım ve gereksiz olanları gerçekten de hayatımda yok ettim, onlardan uzak durmak için elimden geleni yaptım. Eskiden koyu dindar bir Müslüman'dım ve o zamanki inanışıma göre de kadın ve erkekler bırak sevgiliyi, arkadaş bile olamazdı. Aralarında ya çok resmi bir münasebet ya da evlilik olabilirdi eğer kardeş, kuzen, dayı, amca gibi sıfatlar yok ise. Bu sebeple çeşitli önyargıların arkasında gördüm uzun bir süre karşı cinsi ve bu sebepledir ki ne erkekler beni tam olarak anlayabildi ne de ben onları. Birilerinden hoşlandım ama o kişiye karşı nötr davranmam gerektiği söylendi, birisiyle arkadaş olmak istedim ama görüşmemiz engellendi. Daha sonra kimsenin müdahalesine gerek kalmadan tüm bunları ben yapmaya başladım.

16 Aralık 2018 Pazar

Şipşak, Hızlı Yazılar: Kafamı Toplayamıyorum ki Yazayım


En haz etmediğim blogger tipidir yorumlara cevap vermeyen. Sanırım onlardan birisine dönüşüyorum. Yorumlara güzel cevap vermek istiyorum, geçiştirmeden. Bunun içinse sakince başlarına geçip düşünüp öyle yazmam gerekiyor, ama  yapamıyorum. Yine de yazı yazmak için geliyorum bloğa işte. Geldim, geldim çünkü yine yaşadıklarımdan bahsedeceğim biraz. Yorumlara cevap veremesem de hepsini okuyorum ve emin olabilirsiniz kimisi gerçekten omzuna konan bir el gibi hissettiriyor. Teşekkür ederim.

9 Aralık 2018 Pazar

Şipşak, Hızlı Yazılar: Anlık, Belki de Anılık


(Arşivimde en sevdiklerimden birisidir bu çizim. Maalesef kime ait olduğunu bilmiyorum.)

04.00 

Uyandığımda aklıma gelen ilk şey: fıstık. Baya, bildiğin tuzlu yer fıstığı. Kavrulmuş, kavrulmamış, bütün ya da krema halinde. Düşündükçe gülüyorum halen kendime, yakında sadece fıstıkla besleneceğim sanırım, o kadar fıstık tüketmeme rağmen uyandığımda bile aklımda onun olması...

6 Aralık 2018 Perşembe

Biri Bana Yardım Etsin!


   Bir ayı aşkın süredir yazmıyorum ama Allah'ım ne aydı o. Halen düşünürken yoruluyorum. Neden kendimi bu kadar yoruyorum diye soruyorum bazen kendime, başkaları da soruyor aynı soruyu sürekli olarak. Cevabımdan tam olarak emin olmasam da "benim hayatı yaşayış şeklim bu"  diyebiliyorum ancak. Koşturacağım işten işe, arada durup kendime uzun molalar vereceğim ve sonra yine koşturacağım. Çabuk panikleyen ve kimi zaman gereğinden fazla karamsarlaşan karakterim olmasa aslında çok büyük zorluk çıkarmıyor bu huyum bana ama ne bileyim işte, son zamanlarda fazla yoruldum sanırım. Buna ek olarak hayatımda olmasını istediğim ama olmayan şeyler de var. Olsalar çok mu mutlu olacağım onu da bilmiyorum, bazı şeyleri yalnızca istemek güzel oluyor belki de. Ancak şöyle de bir durum var, yaşamadan o şeyleri sevip sevmeyeceğim hakkında bir fikir edinemem ve ben yaşayarak öğrenmeyi sevenlerdenim. Yaşamadan sadece dinleyerek öğrendiğim zamanlar da olmuyor değil ama riskini göze alabildiğim sürece yaşayarak öğrenmeye çalışıyorum. 

   Bir söz duymuştum geçenlerde:
 "Şuanki yaşın tam olarak içindeki potansiyeli bildiğin ama onu nasıl kullanacağını bilmediğin bir yaş" 
diye tanımlıyordu 20'li yaşları sözün sahibi. Duyduğum andan itibaren hiçbir söze katılmadığım kadar katıldım bu söze çünkü tam anlamıyla durumumu tanımlıyor. Boğuluyorum resmen bilinmezlik içinde. Eski yazılarıma baktığımda o zamanlardaki kadar çok bocalamıyorum belki bilinmezlikle ama yine de zor geçiyor bazı zamanlar. Hadi biraz daha ayrıntı vererek konuşayım çünkü ben ayrıntı vermeden yazdığımda çok severek okunmadığını hissediyorum yazılarımın. Bugün biraz anlaşılmak istiyorum diğer günlerden farklı olarak.