Blog prensiplerim:
- Biriktikçe yazıyorum: tecrübe, bilgi, acı, mutluluk vs.
- "Bana da beklerim" tarzı yorumları içeriği ne olursa olsun yayınlamıyorum.
- Yorumlara vakit yaratabildikçe cevap yazıyorum.

23 Nisan 2019 Salı

Nihayetinde Kelimelere Döktüm


Ne zormuş kendini bulmak. Arıyor, tarıyor, buldum sanıyor insan, üzerine yakıştırıyor bir şeyleri. Sonra bir zaman geliyor, yakıştırdığı şey emanet duruyor üstünde. Sanki kirli bir şeyi çıkarır gibi atıyor üzerinden ve belki temizleyebilme ihtimalini bile düşünmeden yenisini aramaya koyuluyor.

Çok küçük yaşlardan itibaren ortamlarda hep çalışkan kız, hanımefendi, uslu kız, güzel şeyler başaracak diye anıldım. Yapıyordum da bir şeyler; çalışıyordum, kimi zaman kaybetsem de başarıyordum da. Araştırıyor, okuyor, deniyordum da. Mükemmel bir hayatım ya da çocukluğum olmadı. Şanslıydım pek çok yönden tabii, geliri yüksek bir ailenin maddi anlamda pek fazla kısıtlamalarla uğraşmamış kızıydım. Dışarıdan bakıp da hayatıma nasıl imrendiğini söyleyen çok kişi oldu daha sonralardan.  Ancak işin şu yönü de vardı ki hem psikolojik hem de fiziksel şiddete de maruz kaldım senelerce. Hanımefendilerin, beyefendilerin, entellektüelliğin barındığı bir aileden gelmiyorum. Ailemdeki kadınlarda en fazla liseye kadar okuyan vardı, o da bir ya da iki kişi, erkekler de geliri yüksek aile işinden dolayı pek okumaya hevesli değillerdi. "Dini kurallar" adı altında çok fazla kısıtlandım, "korumacılık" adı altında bir çocuğun en temel ihtiyacı olan sosyal iletişimlerim, oyun oynama haklarım da hep kısıtlandı. Bense nasıl becerdim ettim bilmiyorum ama sönmez bir hayat enerjisi ile doluydum. Peki ne oldu sonra bana? Okul dışında sadece evde geçen, televizyon ya da bilgisayar ve beraberinde bolca abur cuburlu yıllardan sonra aşırı kilolu, onu o hale getirip sonra da "şişko, çirkin" olarak adlandıran insanlara umutsuzca bağlı çünkü onların vazgeçilmez tek güvenebileceği kişiler olduğuna inandırılmış, insanlara karşı aşırı güvensiz ve paranoyak yetiştirilmiş, öfkeli ama bir yandan da kendini entellektüel anlamda geliştirmiş "çalışkan, hanımefendi, uslu, güzel şeyler başaracak" bir kıza dönüştüm.

Sonra neler oldu?

Hayatımda bir şeylerin ters gittiğini ve belki bunun değiştirebileceğim bir şey olduğunu düşündüm. Sadece entellektüel değil psikolojik anlamda da kendime bir şeyler kazandırmaya çalıştım ve sanırım şimdi fark ediyorum ki o psikolojik geliştirme çabalarımın içinde boğuldum, çünkü şuan ne yapacağımı ve nasıl davranacağımı hiç bilmiyorum. Eskiden ailem ne derse en doğrusu o idi, diğer herkes yanılıyordu. Bu düşüncem ailemdeki hem iyi hem de kötü özelliklerin kişiliğimde yer etmesini sağladı. Özgüvenli, iş bitirebilen bir insan olmakla beraber, aşırı öfkeli ve güvensiz, sağlıksız beslenen ve hareketsiz yaşayan bir teknoloji bağımlısına dönüştüm. Teknoloji bağımlılığım beraberinde bilgi ve dil anlamında gelişmeler de getirdi tabii. Sosyal yönden insanlara çok güvensizdim ve sanki herkes ben söylemesem bile her şeyimi biliyor sandığım için de aşırı dürüsttüm(dürüstlüğün aşırısı çok zarar veriyor insana). Sorunun ailemle alakalı olduğunu fark edince kendimde değişiklikler yapmak için ekstra çaba sarf etmeye başladım. Önce kilo verdim ve kısa sürede "güzel, alımlı" diye anılmalar eklendi sıfatlara. Ders çalışmalarıma düzen katmaya uğraştım, iyi bir üniversiteye girdim "bilim insanı" eklendi. Hayatıma spor kattım ve normalde spordan nefret eden, iki dakika koşunca dalağı şişen kızdan "sportif kız"a terfi ettim. Halen entellektüel ve sağlıksal anlamda kendimi tatmin olmuş hissedemiyorum ve belki bunun sebebi de yine küçüklüğümden beri üstüme yapışan mükemmeliyetçiliğim. Ailemden uzağım 3 senedir, yalnızca tatillerde yanlarına gidiyorum. Şehir dışında okumak belki de hayatımda kendime yaptığım en büyük iyilik. Yalnızca alanım üzerine değil kendi üzerime de çalışıyorum. Güven, öfke, mükemmeliyetçilik, özdisiplin, önyargı, etiketçilik, aşırı dürüstlük, aşırı merhamet, kısmen kendini beğenmişlik gibi başlıklar var elimde bu 3 senedir. Didik didik ettim kendimi. O psikolog senin, bu felsefeci benim bir sürü şey okudum ve kendimi bir oradan bir buradan tutup inceledim. Sonuç ne? SONUÇ NE!!! BEN KİMİM?! LANET OLSUN, BEN KİMİM?..

Dört bir yanımda birikmiş "okunacak", "izlenecek", "yapılacak"ve "yazılacak" şeylerle aslında hiçliğin tam göbeğindeyim. Ağlayamıyorum çünkü hislerim uyuştu. Süreç boyunca sanki herkes benden daha çok biliyor sandığım için insanlara fazla güvenip sonrasında da aslında benden çok farklı durumda olmadıklarını görünce onlardan nefret ettim, güvenim kırıldı. Son gittiğim psikoloğun sözleri halen zihnimde yankılanıyor "kendini kabullenmen gerek". Sorun kendimi kabullenmemem değil, kim olduğumu bilmemem. Ben ailemin dediği kişi miyim? İçimden, iç güdülerimden gelen kişi miyim? Arkadaş ortamlarımda sanılan kişi miyim? Olmaya hep özendiğim mükemmel kişi miyim? Çok sevdiğim bir söz var:
"Sende 3 tane sen vardır: her insanda gördüğün kendin, ötekinin seni gördüğü ve gerçekte olduğun." Aslında bu üçünün kesiştiği bir ben var ve anladığım kadarıyla onu yaşıyorum şuan.  Belki benim normalim, kabullenmem gereken de budur.

Hayatımda istemediğim şeyler de yaşıyorken istediğim şeyleri daha çok yaşadığımı, ama buna mutlu olamadığımı görmek beni hayrete düşürüyor. Her gün birbiri ile aynı olmaz, her gün insan neşeli olamaz ama benim bir günüm kötü geçti mi neden ben bu hissi sürükleyerek her günüm yapıyorum inatla?

Halen hayatın geçiciliğini, esnekliğini kabullenememenin ve o şekilde hareket edememenin sancısını yaşıyorum. Esneklikten o denli korkuyorum ki oraya buraya engeller dolduruyorum, sanki hayatın beni şaşırtmasından endişeleniyorum.

Bu benlik sancısının en kötü yanlarından birisi insanlara kendimi anlatmaktan korkmak, diğeri ise onların da aynı sancıyı(ya da herhangi bir sancıyı) taşıdıklarını, taşıyor olabileceklerini unutmak. Yakın zamanda birinden hoşlandım, konuşmaya başladığımızda ise çok hızlı ilerledi her şey. Halbuki ben yavaştan almak istemiştim ama sonuç nereye geldi. İşler karıştı, yalanlarını yakaladım hem de o kadar gereksiz yere söylenmiş yalanlar ki güvenim sarsıldı. O yüzleşmekten kaçtı, ben de bir mesajla bitirdim. Sadece sevmek ve sevilmekti istediğim, neden gereklilikleri sokuşturdu ki işe? Neden onca yalanı söyleyip gözüme olmadığı birisi gibi görünmeye çalıştı ki? Ben onu olduğu gibi kabul etmiştim ve beni de olduğum gibi kabul etsin istemiştim. Rol yapmadan sevemez mi insan?

Bu, işte bu benim uzun süredir yaşadığım sancının kelimelere dökülmüş hali. Belki eksik ama fazla değil, bu. 20 yaş sendromu der klişeleştirir misin, önemsiz mi görür yoksa anlar mısın bilemem. Bildiğim şey, bu sancının beni kimi zaman yatağa bağladığı, kimi zamansa aklıma dahi gelmediği. İçimdeki kıpır kıpır gençlik enerjisini delicesine yaşamak isterken bir yandan da sorumluluklarım çekiştiriyor ve ben panikle sorumluluklarımın peşinden koşarken o enerjimin yavaş yavaş sönüşüne dertleniyorum.

Sadece, sadece biraz sakin olmam ve karar verirken acele etmemem gerekiyor.
İnsanları gözlemlerken mutlak doğru bilgiye sahip olamayacaklarını, herkesin kendi doğrusunu yaşadığını unutmamam gerekiyor.
Hayatın benim taktığım gözlüğe göre renk değiştirdiğini, bu yüzden gözlük seçimime özen göstermemin önemli olduğunu her seferinde hatırlamam gerekiyor.


Sevgiler
Kız

4 yorum:

  1. Ben, insanın kim olduğunu tam olarak bilemeyeceğini düşünüyorum; ama kim olmadığını bilebilirsin ;) Hayatta yaşadıklarımız bizim kim olduğumuzu olacağımızı belirliyor. Zorlu bir hayatın olmasına rağmen yılmamışsın. Yazdıkların yer yer bana tanıdık geldi. Kendi üzerinde çalış; kendini mutlu edecek şeyler yap, kendini geliştir her zaman.. Ancak insanların seni tanımlamalarına çok da takılma derim. Yani demek istediğim senin hakkında olumsuz konuştuklarında bunu içselleştirme. Bir de ortamdan ortama değişik davranabiliyoruz.
    Ay ne çok yazdım.
    Senin için güzel şeyler diliyorum. Bunu neden yazdım bilmiyorum ama yazından seni hissettim belki de.
    Mermaid'den çokca sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Yazdığın her kelimeye karşı yazılacak sorulacak ne çok şey oluştu kafamda bir bilsen.
    İnsanlar iletişim kurarken kendisinden birşeyler bulduğu kişilerle daha kolay bağ kurabilirmiş diye okumuştum.
    Yazdıkların bana öylesine tanıdık geldi ki, işin kötüsü yıllarca benzer bir mücadeleyi verip sonunda huzuru buldum dediğim şu günlerde bile hala depreşen "Ben Kimim?" sancısı.
    Mutaasıp ve kızların neredeyse hiç okumadığı bir ailenin maddi sıkıntılarla büyüttüğü bir kız olarak, ailem ve olmak istediğim insan arasında hep sıkıştığımı hissettim yıllarca.
    Ne olmak istediğim olabiliyordum (zira ne olmak istediğimden asla emin olamadım) ne de ailemin umduğu hem başarılı hem özgür ama hem de söz dinleyen dini bütün "erine düşkün" bir kadın olabiliyordum.
    Zaten bence sorun bizden ziyade ailelerimizin beklentisinde.
    Bir kadının birey olarak ayakta durmasını isteyip, öyle olması için yıllarca okutup sonra da onlar tarafından getirilen her talebe evet demesini ummak taban tabana zıt.
    Bu da tabi insanın içinde ben kimim, doğru ne gibi sorular doğuruyor.
    Hatta daha fenası seni çok sevdiğinden emin olduğun aileni olduğun kişi olarak mutsuz edecek olduğunu bilme baskısı.
    Bilemiyorum benzer mi durumlarımız, ama ben bir nebze de olsa huzuru bulduğuma ve bir şekilde de olsa kendim olmayı başarabilmenin mutluluğuna erdiğimi düşünüyorum.
    Dertleşmeye, arada birşeyler yazıp göndermeye paylaşmaya ihtiyaç duyarsan lütfen çekinme. Mailleşebiliriz, sana ben neler yaptım anlatabilirim.
    Sanıyorum senden yaşca büyüğüm ve sanıyorum belki de birkaç sene sonrasında huzuru bulabileceğine dair biraz umut aşılayabilirim :)
    Yorumu yayınlamayabilirsin, sadece merak etme hepsi geçecek ve kim olduğunu kabul ettiğinde çok rahatlayacaksın demek istedim.

    YanıtlaSil
  3. Bunu üzerine bazı cümleler kurulabilir elbet, ancak bu konuda yeterli bilgi sahibi olmadan söz söylemek doğru olmaz. Hepimiz benzer yaşadık yaşamda geride kalan günlerde, bilirim ki tavsiye dediğin anlamsızlaşır. Anlıyorum seni diyebilirim sadece her ne kadar sen benim anlayamayacağımı düşünsen de, çünkü ben de düşünmüştüm geçmişte. Şunu diyebilirim gün gelecek farklılaşacak her şey. Bunu da ancak yaşayarak görebilirsin. Tek diyeceğim yaşam olması gerektiği şekilde akacak.

    YanıtlaSil
  4. ben kimim sorusunu kendime ilk sorduğumda şunu fark ettim: aslında bu soru iki şıklıydı. "insanların gözünde ben kimim" ve "asıl ben kimim". çünkü ne kadar ikiyüzlü olmaktan kaçınıp kendim olmaya çalışsam da kimsenin asıl beni tam anlayamacağını fark ettim. ve sonra bunları ayırmaya karar verdim. asıl beni "sevdikleri ve sevmedikleri, yaptıkları ve yapmadıkları, bildiği ve bilmediği" her şeyle, bir bütün olarak BEN; insanların gözündeki beni de asıl "ben"e olabildiğince yakın tüm halleriyle kabul ettiğim BEN. burada bağımsız değişken "asıl ben" ve bağımlı değişken "insanların gözünde ben" olduğu için yani diğerlerine göre şekillenen ben değil de bana göre şekillenen yansımam olduğu için gerçekten mutlu olduğumu ve memnun olduğumu hissettim.
    galiba oldukça karmaşık yazdım ama böyle bir konuyu ancak bu kadar net yazabiliyorum demek ki :)
    Ve tabii şunu da eklemem gerekiyor:
    Her şeyi maddeden ibaret gördüğümüz zaman hayatımız da maddeleşiyor. yani hayatımızdaki manevi (ya da metafizik) şeyleri reddetdiğimizde de aslında var olan şeyi reddettiğimizi içten içe fark ediyor ve bundan dolayı çok zor mutlu olur hale geliyoruz. Ben buna basitçe inanç diyorum. Eski yazılarından bu konuda zihninde çok net çizgiler çizdiğini hatırlıyorum. ve affına sığınarak kendine cevapları kapatıp sorularla mücadele ettiğini hissediyorum. burada bahsettiğim körü körüne bir şeylere maneviyata ya da yaratıcıya inanmak değil. gerçek ve doğru bir inanma: kendine, dünyaya, kainata...
    Bütün sorularına cevaplar bulman dileğiyle
    Gülücüklü Kal :)

    YanıtlaSil